Ana Sayfa

Sorularla Risale

Risalelerde yer alan; Peygamberimizin (asm), Hz. Ali’nin hilafetini arzu etmesi ve ona “soğuk ve sıcağın zahmetini çekmemesi” ile ilgili rivayetlere yapılan itirazları cevaplar mısınız?

İddia:

Âl-i Beyt’ten bir kutb-u âzam demiş ki: "Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, Hazret-i Ali’nin (R.A.) hilâfetini arzu etmiş, fakat gaibden ona bildirilmiş ki: Murâd-ı İlâhî başkadır. O da, arzusunu bırakıp, murâd-ı İlâhî’ye tâbi’ olmuş."

(Görüldüğü gibi, Bediüzzaman Hazretlerinin bu ifadesinde, aşağıda söz konusu edilen hadis rivayetlerini referans verdiğine dair herhangi bir işaret, bir ima bile yoktur. Bu ifadeden anlaşılması gereken, bir kutb-u azamın böyle bir hükme vardığıdır. Bunu bir hadisten mi, yoksa keşif olarak mı öğrendiğini tayin etmemiz mümkün değildir. Keşif-kerametlere inanmayanlara diyecek sözümüz yoktur. Fakat, aşağıdaki zayıf rivayetleri bu sözün kaynağı imiş gibi sunmak -bilerek veya bilmeyerek- yapılan bir gayr-ı ciddiliktir.

Bununla beraber, söz konusu kutb-u azamın bu ifadesi, (Deylemî / 5 / 316) da geçmektedir. Ancak orada da Kutb-u azamın kaynağı belirtilmemiştir..)

Ramuz’da bu konu hakkında yer alan iki hadis şöyledir:

"Ya Ali! Senin hakkında Allah’tan beş şey istedim. Birini vermedi, dördünü verdi. Ümmetimin senin (hilâfetin) üzerinde toplanmasını istedim; razı olmadı. (...)"

"Ya Ali! Allah Azze ve Celle’den, seni (hilâfette) öne geçirmesini üç kere istedim; razı olmadı, Ebu Bekir’i öne geçirdi."

Aliyyu’l-Karî, "Ya Ali!" diye başlayan birkaç hadisin tenkidini yaptıktan sonra şöyle der: Bazı muhakkikler dedi ki: Aleyhissalâtu Vesselâm’ın, "Ya Ali! Sen bana, Harun’un Musa’ya olan mertebesindesin. Ancak, benden sonra nebi yoktur." sözünden başka, "ya" nida edatıyla, (Hz. Peygamber’in) "Ali’ye vasiyetler"ini (vesāyâ ‘Alî) belirten hadislerin tümü mevzudur.

Keza Şevkânî de aynı kanaattedir. Yukarıdaki hadisler de, bu cinsten olup uydurmadır.

İddiaya Cevap:

İmam Ahmed (Müsned,1 / 111), Ebu Davud (Akdıye, 6) ve Tirmizî’ (Ahkam, 5)’nin rivayet ettikleri bir hadiste Hz. Ali şunları anlatmıştır:

“Hz. Peygamber (a.s.m) beni Yemen’e göndereceği zaman, kendisine şöyle dedim, 'Ya Rasulallah! Gideceğim yerdeki insanlar benden daha yaşlıdır. Benim yaşım küçüktür, aralarında nasıl hüküm vereceğimi bilemem.' Bunun üzerine elini göğsüme koydu ve 'Allah’ım! Onun lisanını, hakta sabit kıl, kalbini hidayete / doğruluğa ilet.' diye dua buyurdu ve 'Yâ Ali! İki hasım aralarında hüküm vermen için meclisinde oturduklarında, her ikisini de dinlemeden bir hüküm verme!' diyerek tavsiyede bulundu.”

Bunlardan özellikle İmam Ahmed’in rivayetinde “Ya Ali” olarak başlamış ve İbn Hacer de bu rivayeti kullanmayı tercih etmiştir. (İbn Hacer, 8/65).

- Bu sahih hadiste Hz. Ali’ye Peygamberimizin (a.s.m) “Yâ Ali!” diye başlayıp tavsiyede bulunması, yukarıdaki iddiaların doğru olmadığını göstermektedir.

Kaldı ki, yukarıda izah ettiğimiz gibi, Bedüzzaman bu hadisleri referans vermemiştir. Referans vermediği hadislerle onu mahkum etmeye çalışmak, insaf düsturlarına uymaz. 

İddia:

Abbas, Hz. Peygamber’in vefatıyla sonuçlanan son hastalığı sırasında, Resulullah’ın bu hastalığından vefat edeceğini sandığını Hz. Ali’ye söylemiş ve onu halife olması için teşvik etmişti. Hz. Ali’ye, Resulullah’a beraberce gidip hilâfetin kimde olacağını sormayı teklif etmiş, "Eğer bu iş biz (Haşimîler)de olacaksa, biz bunu bilelim. Bizden başkasında olacaksa, kendisine söyleyelim de bu işi bize vasiyet etsin!" demişti. Hz. Ali (r.a.) ise bunun üzerine, "Vallahi, eğer biz bu işi Resulullah’a sorar, o da bizi bundan men ederse, (onun vefatından) sonra insanlar bunu (delil getirerek, halifeliği) ebediyyen bize vermezler. Bu sebeple ben, bu (halifelik) meselesini Resulullah (s.a.v.)’a asla sormam!" demişti. Resulullah, Hz. Ali (r.a.)’nin hilâfetini arzu etmiş ve fakat bu arzusunun gerçekleşmeyeceğini, hele halifenin Hz. Ebu Bekir olacağını ona bildirmiş olsaydı; şüphesiz ki Hz. Ali, Hz. Abbas’a böyle cevap vermezdi...

İddiaya Cevap:

Bediüzzaman’ın verdiği bilgide, Hz. Peygamber (a.s.m)’in Hz. Ali’ye halife olmasını istediğini, ancak buna izin verilmediği konusunu kendisine açtığına dair, en ufak bir bilgi kırıntısı bile yoktur. Böyle itirazların gerekçesini anlamak mümkün görünmemektedir. 

2. Hadis: "Ya Rab! Soğuk ve sıcağın zahmetini O'na gösterme."

İddia:

Hem -nakl-i sahîh ile- İmam-ı Ali için duâ etmiş ki: ﺭﻗﻠﺍﻭ ﺭﺤﻠﺍ ﻪﻓﻜﺍ ﻢﻫﻟﻟﺍ Yani: "Yâ Rab! Soğuk ve sıcağın zahmetini ona gösterme." İşte şu duâ bereketiyle, İmam-ı Ali kışta yaz libasını giyerdi; yazda kış libasını giyerdi. Der idi ki: O duânın bereketiyle hiçbir soğuk ve sıcağın zahmetini çekmiyorum."

Hadis, daha uzun bir şekilde İbn Mace’nin Sünen’inde yer almaktadır. Yalnız, söz konusu ifade şu şekildedir:

«ﺪﺭ
ﺑﻠﺍﻭ ﺭﺤﻠﺍ ﻪﻧﻋ ﺏﻫﺫﺃ ﻢﻬﻟﻟﺍ» "Allah’ım! Sıcak ve soğuğu(n eziyetini) ondan gider."

Zevâid’de: İsnadı zayıftır. Vekî’nin şeyhi olan Muhammed bin Ebu Leylâ’nın hıfzı zayıftır. Tek kaldığı rivayetlerle ihticac edilmez, denilmiştir.

Dolayısıyla bu rivayet nakl-i sahîh değil, nakl-i zaîftir.

İddiaya Cevap:

İbn Mace hadisinin bulunduğu yerde-(bir dipnotta)
“Zevâid’de: İsnadı zayıftır. Vekî’nin şeyhi olan Muhammed bin Ebu Leylâ’nın hıfzı zayıftır. Tek kaldığı rivayetlerle ihticac edilmez” ifadesi vardır.

Ancak, bizim gördüğümüz Zevaid’de, bu konuda iki kaynaktan farklı rivayetlere yer verilmiş ve farklı değerlendirilmiştir:

Birincisi:
Hafız Heysemî, Taberanî’(el-evsat, 5 / 332-şamile)den naklettiği bu rivayetin -zayıf değil-, hasen (sahih hadisin bir çeşidi) olduğunu söylemiştir. (bk. Mecmau’z-Zevaid, 9 / 122).

İkincisi:
Bezzar’dan naklettiği rivayette “rivayet zincirinde Muhammed b. Ebi Leyla vardır, onun hıfzı kötüdür. Diğer raviler sahihin ricalidir” şeklinde değerlendirmiştir.(Mecmau’z-Zevaid, 9/124).

Demek ki, bu hadisin -bir sahih türü olan- “hasen” bir rivayeti de vardır. Alimler, bazen aynı hadisi, rivayet zincirinden ötürü, bir yönden zayıf, diğer yönden sahih olarak değerlendiriyorlar. Bu hadiste de böyle olmuştur. Demek ki “Dolayısıyla bu rivayet nakl-i sahîh değil, nakl-i zaîftir” değerlendirmesi, cahilane bir cürettir.

Ancak, hadis Hayber gününde Hz. Ali (r.a.)’nin gözlerinin ağrıdığını, Peygamberimiz (s.a.v.)’in de onun gözlerine tükürüp dua ettiğini, akabinde gözlerinin iyileştiğini ve sancağın ona verildiğini belirtir ki, yukarıdaki ilâveler olmaksızın Buharî’nin Sahih’inde de vardır.

OKUNMA: 9216

Niyazi BEKİ (Doç. Dr.)