Ana Sayfa

Sorularla Risale

NECATİ MÜFTÜOĞLU

Afyonlu Müftüoğlu sülalesindendir. 1948'de Afyon mahkemesi başkâtipliğinde bulunuyordu.

"Asa-yı Mûsa Müslümanlar arasındaki birliği sağlamak için yazıldı"
"Bir gün Hüsrev Altınbaşak hakkında Isparta'dan bir talimat geldi. Evini basmışlar. Bu talimatta 'Isparta Cumhuriyet Savcılığının filan tarihli, yapılan tahkikatla Emirdağ'ında iskâna memur edilen Bitlis'in Nurs köyünden Mirza oğlu Said Nursi'nin ifadesi alınarak, tutanağın gönderilmesi...' diyor. Bunu Savcı Bey bana teklif ediyordu.
"Hay hay' dedim. Hemen efendim. Allah, Peygamber hakkı için. Yok efendim sivil polismiş, falanmış. Allah'ın emri, Peygamberin kavli. Sivil polis ne edecek bana? Ne yapabilir? 'Hay hay, gidiyorum Savcı Bey' dedim. Hemen izin aldım. Bu ara -rahmetli, kabri nur olsun- Kıbrıslı Fethi Önkaya Bey,
"Beyefendi ben de gideyim' dedi.
"Kaymakam İbrahim Ergun Bey,
"Ben de gideyim' dedi.
"Müdde-i umumi (savcı) Nevzat Bey,
"Ben de gideyim' dedi.
"Bu hadiseden on-on beş göün öncesi Efendi Hazretleri Emirdağ'ın Catallı Köyüne yeşilliklere dinlenmeye gitmişti.
"Rahmetli Ceylan da vardı. Ben de o sıralar mahkeme başkâtibiydim.
"Kıbrıs Larnakalı Fethi Önkaya, Kaymakam İbrahim Ergun, Savcı Nevzat Bey olmak üzere Efendi Hazretlerinin yanına vardık. Zübeyir'e yer göstermesini söyledi. Zübeyir -rahmetli- bize yer gösterdi. Oturduktan sonra dedim:
"Efendim, arkadaşları tanıtayım.' Arkadaşların herbirisini takdim ettikçe 'Kardaşım' diye iltifatta bulunuyordu.
"Ben, 'Efendim, elimizde şöyle bir talimat var. Nur'un başkâtibi Hüsrev Altınbaşak'ın evini basmışlar. Nur Risaleleri meyanında Asa-yı Musa ve Zülfikar adlı iki eser yakalamışlar. Bunları soruyorlar.'
"Bu ara beraberimizdeki hâkim, savcı falan hepsi birşeyler sormaya başladılar. Efendi Hazretleri de umumi olarak Nur Külliyatını muhtevasını anlatıyor, izah ediyordu. Sıra, Asa-yı Musa'ya gelince:
"Haa,' dedi. 'Bu Asa-yı Musa, Türkiye'deki Müslümanlarla, cenup Müslümanlarının kaynaşıp, sevişip, işbirliği, ruh birliği yapmaları için yazılmış bir eserdir.'
"Zülfikar ise, şimalden gelecek Rus anarşisine karşı sed çeken bir kitaptır. Gerek genç, gerek yaşlı kim olursa olsun Zülfikar'ı okuduktan sonra Rus anarşisine kapılmayacaktır, sed olacaktır."

* * *

Sarık için vekâletname
"Üstad, Emirdağ'daki terzi Mustafa Bilal'e benim için demiş:
"Kardeşim söyle, bir vekâletname alsın, o sarık meselesi için.'
"Mustafa geldi, bacanağı olan Başkâtip Mazhar Beye,
"Bacanak, Efendi Hazretleri rica ediyor, o sarık için bir vekâletname istiyor' dedi.
"Başkâtip çok acaip ve galiz hakaretlerde bulundu. Ben hemen devreye girip teskin ettim. Neticede yine aldık.

* * *

Kar üstündeki hâleler
"Efendi Hazretleriyle ilgili bir hatıra işitmiştim, o zamanlar -ismini şimdi hatırlayamayacağım- bir arkadaş Üstaddan duymuştu. Üstad şöyle anlatmış:
"Fırtınalı bir günde ayakyoluna gitmek için dışarı çıktığımda yarım metreye yakın kar vardı. Merdiven basamaklarına ayağımı basacaktım ki, birde ne göreyim, kar üzerinde kırmızılı, yeşilli, renk renk haleler. Hemen 'Ziver çabuk kürek getir' dedim. Kürek ile attıkça altından yine o izler, nurlar görülüyordu. Allah'ın hikmeti.'
"Yine birgün zabıt kâtipleri ile geziyoruz. Emirdağ'da Harami Tepesi var. Efendi Hazretleri orada geziyordu. Etrafında yirmi-otuz tane çocuk toplanmıştı. Bana dedi:
"Kardaşım, hastayım. Bunlara, çocuklara söyle, bunların duası indallahda makbuldur. Ne olur bana dua etsinler.'
"Ben hemen çocuklara seslendim.
"Çocuklar, Hoca Dedeniz hasta, dua edin de hastalığı geçsin,' dedim. Hepsi bir ağızdan:
"Allahım, Allahım, Hoca Dedeye şifa ver, iyileştir."

* * *

"Birgün Demokrat Partinin ilk kurulduğu günlerde Ali İhsan Sadık Paşa Afyon'a gelmişti. Uzunçarşı'dan geçiyordu. Emirdağ'da zabit kâtibi Yusuf Bey falan vardı. Efendi Hazretleri, Ali İhsan Paşa'ya doğuda milis albayı olarak İstiklâl Harbine iştirakini, esareti neticesi Sibirya'daki Nikola Nikoloviç ile geçen hadise ve hatırasını anlatmıştı.'
"Arasıra yukarıdan telgraf gelirdi. Eserlerin müsaderesi ile ilgili falan. Ben hemen cebime koyar, doğruca Efendi Hazretlerinin yanına gider, durumu haber verirdim, tedbirler alınırdı. Postaneden kitap göndermemelerini hatırlatırdım.'

* * *

"Doktor merhum Tahir Barçın, Bediüzzaman Hazretlerine rahatsızlığına binaen mahkemeye gitmemesi için rapor verirdi. Fakat kimse dinlemezdi. Kendisi çok muhterem ve mütedeyyin bir doktordu."

(Son Şahitler kitabının, üçüncü cildinden derlenmiştir...)

OKUNMA: 1785

Sorularla Risale