Ana Sayfa

Sorularla Risale

ERDOĞAN UTANGAÇ

1939'da Bursa'da doğdu. Üstad Bediüzzaman kendilerine Rıdvan ismini vermişlerdi.

"Risale-i Nura kavuşmam"
"Risale-i Nurlarla tanışmam 1954 yılında olmuştu. O zaman henüz on beş yaşında bir gençtim. Muhterem Fırıncı Ağabey bizim köye çok sık gelirdi. Köyümüz İnegöl yolunda olması dolayısı ile bize sık sık uğrardı. Köyde Yaşar Şahin Ağabey ile görüşürlerdi. Bir gün bana Fırıncı Ağabey Küçük Sözler'i verdi. Daha sonraları Gençlik Rehberi, Konferans ve Said Nursi isimli eserleri getirdi. Okudukça ruhum genişliyor, gönlüm bam başka derunî hislerle doluyordu. Üstadımızla tanışmayı ve mübarek ellerini öpmeyi çok arzu ediyordum.
"Biz köyde meyvecilikle meşgul oluyorduk. Bir gün köyümüze Emirdağ'dan Ahmed Urfalı gelmişti. Meyve almak için kendisine yardımcı olduk. Ahmed Urfalı Ağabeye, Üstadımızla görüştürmesi için rica ettim. O da Üstadımızın şu anda Isparta'da olduğunu, Emirdağ'a geldiğinde beni haberdar edeceğini söyledi. Nihayet haber geldi. Bursa'dan bir otobüsle Eskişehir'e gittim. Gece saat 9:30'da tekrar bir otobüsle Emirdağ'a gittim. Hava çok soğuktu. Gönlüm Nur Üstadımıza kavuşmanın sıcak heyecanıyla tutuşuyordu. Gece saat 11:30'da Emirdağ'da indim. Daha önce memleketimden dışarıya hiç çıkmamıştım. O gece otele indim. Gözlerimi uyku tutmuyordu. Sabah ezanı ile birlikte, hemen camiye koştum.

"Üstadı arıyorum"
"Sabah namazını kıldıktan sonra, imama doğru sokuldum. İmamdan Üstadımızı sormak istiyordum. Daha ben bir şey demeden o mübarek imam ağabeyimiz, 'Kardeşim hoş geldin. Üstad Hazretlerini görmeye mi geldin?' diyerek beni kucakladı. O muhterem Ağabeyimiz Üstadımızın hizmetinde bulunan merhum Hacı Hattat Mustafa Acet'miş. Daha sonra beraberce rahmetli Mehmed Çalışkan'ın dükkânına gittik. Orada bir müddet sohbet ettikten sonra, tam Üstadı ziyarete gidecekken Ceylan Çalışkan, çıka geldi. Üstadımızın acele Isparta'ya gideceğini söylüyordu. Tarih 1958 senesinin Kasım ayının bir Salı günüydü. Üstadıma kavuşmanın heyecan ve ulvî lezzetini unutmam hiç mümkün değildir. Rahmetli Ceylan Çalışkan Ağabey bana dönerek, 'Kardeşim sen şimdi git, Ahmed Urfalı Ağabeyin evinin önünde bekle, biz oradan arabayla geçeceğiz, seni o zaman Üstadımızla görüştürebilirim' demişti.

"Yılmayınız, yorulmayınız, usanmayınız"
"Nihayet yıllardır beklediğim mutlu an gelmişti. Nur Üstad Bediüzaman Hazretlerinin arabası karşıda gözükmüştü. Araba yavaş yavaş gelerek Ahmed Urfalı Ağabeyin evinin önünde durdu. Üstadımızın yanında Zübeyir Ağabey vardı. Arabayı Ceylan Çalışkan Ağabey kullanıyordu. Önde Bayram Yüksel Ağabey oturuyordu. Ceylan Çalışkan, kapıdan inerek Üstadımızın kapısını açtı. Nur Üstadımız yavaş yavaş arabadan indi. Hemen ellerine sarıldım. Mübarek elleri pamuk gibi idi.

"Sevgili Üstadımızın mübarek ellerini öptüm, öptüm, öptüm... O heybetli simasına ve gözlerine bakamıyordum. Bursa'dan geldiğimi ve Bursalı ağabeylerimizin selâm ve hürmetlerini getirdiğimi söyledim. Çok mütehassis oldular. 'Seni de buradaki ağabeylerin gibi, talebeliğime kabul ettim. Senin ismini Rıdvan olarak değiştiriyorum' dedi. Mübarek elleri ile sırtımı sıvazladı ve, 'Kardeşim, Nurların hizmetinde en küçük bir hizmet, çok büyük neticeler verir. Hizmetimiz kudsidir. İman ve Kur'ân hizmetinde yılmayınız, yorulmayınız, usanmayınız' dedi. 'Bursa'nın manevî sultanlarına, hizmet-i Kur'aniyedeki kardeşlerime binler selam ederim. Cenab-ı Hak sizleri ve bütün Nur talebelerini insî ve cinnî şeytanların şerlerinden muhafaza etsin, âmin' diyerek bizlere dualar etti. Zübeyir ve Ceyân Ağabeylerin yardımı ile tekrar arabaya binerek yola çıktılar.

* * *

"1959 yılında vatanî görevimi yapmak için Amasya'ya gittim. Orada Nedim Gürbüz isimli muhterem bir ağabeyimiz vardı. Bana şehirden ara sıra Hür Adam gazetesini getiriyordu. Daha sonra Şerafeddin Kartal Ağabeyle tanışmıştım. Pazar günleri Amasya'ya birlikte gidiyorduk. Orada terzi bir ağabey vardı. Orada birlikte Nur dersleri yapıyorduk. 1960 yılında Tugay Camii yeni açılmıştı. Ramazan ayında ilk teravih namazını kıldırmak da bu fakire nasib olmuştu.
"Nihayet 24 Mart 1960 günü yine Nedim Gündüz Ağabey Hür Adam gazetesini getirmişti. Gazete manşetten büyük harflerle, 'İslâmın Büyük Kaybı... Üstadımız Mübarek Kadir Gecesinde Dâr-ı Bekaya İrtihal Etti' diye acı haberi yazıyordu. Gözlerimizin pınarından yaşlar oluklar gibi aktı.
"Cenab-ı Hak şefaatlerine cümlemizi nâil eylesin... Âmin."

(Son Şahitler kitabının, üçüncü cildinden derlenmiştir...)

OKUNMA: 1568

Sorularla Risale