Ana Sayfa

Sorularla Risale

“Bir saat tefekkür, bir sene ibadetten hayırlıdır” cümlesi risalelerde hadis olarak rivayet edilmiştir. Ancak aşağıdaki itirazlarda görüleceği gibi, bu cümlenin hadis olmadığı iddia edilmektedir. Bu konuda bizleri aydınlatır mısınız?

BİR SAAT TEFEKKÜR, BİR SENE İBÂDETTEN HAYIRLIDIR.

İtiraz Edilen Kısım:

"Ben namaz tesbîhatının âhirinde otuzüç def'a kelime-i tevhîd zikrederken birden kalbime geldi ki: Hadîs-i Şerîf’te "Bâzen bir saat tefekkür, bir sene ibadet hükmüne geçer." Risalet-ün-Nur’da o saat var, çalış o saati bul, ihtar edildi." 

"(...) dört vecihle dört nevi ibadet-i makbule hükmünde bulunan kitabetinde hem imanını kuvvetlendirmek, hem başkalarının imanlarını tehlikeden kurtarmasına çalışmak, hem hadisin hükmüyle, bir saat tefekkür bazen bir sene kadar bir ibadet hükmüne geçer tefekkür-ü îmanîyi elde etmek ve ettirmek (...) gibi ifadeleri elde edebilir."

İddia:

Fakihânî "Fikru saatin (...)" lâfzıyla zikretmiş ve demiştir ki: Bu (hadis değil), Sırr-ı Sakatî’nin sözüdür.

İbn Abbas ve Ebu’d-Derda: Bir saat fikir, bir gece kıyamdan hayırlıdır, dediler. Bunu Hattabî nakletti ve Suyutî Cami’inde "Bir saat fikir, altmış sene ibadetten hayırlıdır." lâfzıyla zikretti.

Suyutî bu hadisi Camiu’s-Sağir’de zikretti ve zayıf olduğuna karar kıldı. Münavî, Feyzu’l-Kadir’de dedi ki: İbn Cevzî bunu Mevzuat’ına aldı ve dedi ki: Hadisin iki ravisi yalancıdır ve bu hadisi uydurmuşlardır.

Irakî, Tahricu’l-İhya’da: Şahidi var, ama zayıftır, dedi. Suyutî de ona uydu.

İbn Kesir ise, bu sözün Hasan el-Basrî’nin sözü olarak rivayet edildiğini zikreder.

Hadis, "seksen sene" ve "bin sene" şeklinde de rivayet edilmiştir.

Hadis Nur Risaleleri’nde devamlı "Bir saat tefekkür, bir sene ibadetten hayırlıdır." şeklinde nakledilmiştir. Bu ise, Hz. Peygamber ’in değil, Sırr-ı Sakatî veya Hasan el-Basrî’nin sözüdür. Diğer rivayetler de mevzu ya da zayıf olmaktan hâlî değildir.

Hadis uydurmak büyük günah olduğu gibi, uydurma hadisi bile bile rivayet etmek veya uydurma olduğundan şüphe edilen hadisi nakletmek de büyük günahtır.

Âlimler: "Hadis rivayet etmek isteyen adam önce tetkik etmelidir. Eğer sahih veya hasen ise 'kāle Rasûlullâhi (s.a.v.) = Resulullah şöyle buyurdu' veya buna benzer kesin bir ifade kullansın. Hadisin zayıf olduğu ihtimali varsa, kesinlik ifade etmeden 'rivayet edildiğine, anlatıldığına, söylendiğine göre' ve benzeri bir tabir kullansın" diye tavsiyede bulunmuşlardır.

Said Nursî, bu mevzu hadisi Resulullah’a isnat etmekle kalmayıp, onun kendisine ihtar edildiğini de söylemiştir:

İddiaya Cevap:

- Bu hadise “mevzu demek”, bunu zayıf da olsa bir hadis olarak gören alimlere karşı bir haksızlıktır. Bu hadis hakkında fikir beyan eden alimlerden bir kısmı, bunun “Sırr-ı Sakatî’nin veya Hasan-ı Basri’nin sözüdür.” derken, bir kısmı da bunu -değişik varyantlarıyla- bir hadis olarak rivayet etmiştir. (bk. Aclunî, 1/310)

- İbn Hibban, Deylemî bunu bir hadis olarak rivayet etmiştir.  İbn Hibban “el-azamet” adlı eserinde bir yıl yerine altmış yıl, Deylemi ise seksen yıl tabirini kullanmıştır. (bk. Zeynu’l-Irakî, Tahricu ahadisi’l-İhya -ihya ile birlikte -, 4/409-410). Zeynu’l-Irakî, bu rivayetlerin zayıf olduğuna işaret etmiş, fakat asla mevzu dememiştir. (a.g.y).

- Hatta “Tezkiretu’l-mevzuat” adlı eserde el-Irakî’nin “zayıf” dediğine işaret edilirken, “bunun şevahidi vardır” denilmek suretiyle bu zayıf rivayetleri güçlendiren başka rivayetlerin söz konusu olduğu vurgulanmıştır. (bk. Tezkiretu’l-mevzuat, 1/189).

- İbn Abbas ve Ebu’d-Derda’dan da “Bir saat tefekkür altmış yıl ibadetten hayırlıdır.” bilgisi rivayet edilmiştir. (bk. Aliyyu’l-Kārî, Esrâru’l-Merfû‘a, 175; Aclûnî, 1/310). Sahabenin -gaybî bir ölçüyü bildiren- bu gibi sözleri, nebevî bir talimin eseri olarak kabul edilmektedir. Buna “mevkuf hadis” denilir.

Bediüzzaman’ın “kalbime geldi…” şeklindeki  sözlerine kuşkuyla bakmak, hayatı boyunca, sıdk ve sadaketten ayrılmayan büyük bir allame olması yanında, büyük bir veli olarak da kabul edilen ve pek çok kerametleri gözleriyle görenlerin hâlâ hayatta olduğu bir zatı -ima ile de olsa- bu şekilde itham etmek, yalancılık hastalığıyla malul olmak anlamına gelir. Çünkü, “Kişinin fiilleri kötü olunca, zanları, bakışları da kötüleşir. Yaptığı kötülükler namına ne varsa başkasında da hayal etmekten çekinmez.”

Ayrıca talebelerinin Risale-i Nur’u yazar veya yazdırırlarsa, bu hadisin hükmüne gireceklerini de müjdelemiştir (!):

Bazı kimselerin bu gibi müjdelerden mahrum kalmaları, başkasının da mahrum kalmasını gerektirir mi?  Bu hadisin sened itibariyle zayıf veya mevzu olması, manasının da yanlış olduğunu göstermeyeceğini bilmeyen kişilerin, “(!):”  işaretini kullanmaları normal karşılanmalıdır.

- Fakat şu husus iyi bilinmelidir ki, Bediüzzaman’ın şu aşağıdaki sözlerini görüp de hala ön yargıda devam eden kimsenin vicdanının tefessuh ettiğine hükmetmek yanlış olmasa gerektir:

“Evet, bu asrın ehemmiyetli ve mânevî ve ilmî bir mürşidi olan Risaletü'n-Nur'un heyet-i mecmuası, sair şahsî büyük mürşidler gibi kendine muvafık ve hakikat-i ilmiyeye münasip olarak, birkaç nevide ve bilhassa hakaik-i imaniyenin izharında, intişarında azîm kerametleri olduğu gibi, üç keramet-i zâhiresi bulunan Mucizât-ı Ahmediye, Onuncu Söz ve Yirmi Dokuzuncu Söz ve Âyetü'l-Kübrâ gibi çok risaleleri dahi herbiri kendine mahsus kerametleri bulunduğunu çok emâreler ve vâkıalar bana kat'î bir kanaat vermiş. Hattâ sekeratta bulunan talebelerine imanını kurtarmak için bir mürşid gibi yetiştiğine, müteaddit vâkıalar şüphe bırakmıyor. "Bir saat tefekkür, bir sene ibadet-i nâfile hükmünde..." Bir misali, Nurun Hizb-i Ekberidir diye müşahede ettim ve kanaat getirdim.”(Kastamonu Lahikası, -Nesil Y.-1573).

- Farz edelim ki, bu söz Hasan-ı Basrî veya Seriyu’s-Sakati’ye aittir. İslam Aleminde manevî büyük makamlara; ilim-irfana, zahirî ve batınî ilimlere sahip olan bu zatların sözlerine göre amel etmenin ne zararı vardır? Eğer maksat, “Bu sözlere neden Bediüzzaman hadis demiştir?” itirazı ise, cevabı basittir: Bediüzzaman, bunu -mevzu değil, zayıf  da olsa- hadis olarak değerlendiren âlimlere güvenmiş ve onların fikrini benimsemiştir. Yüzlerce hadis, bazı alimler tarafından mevzu olduğu iddia edilirken, diğer bazıları tarafından sahih kabul edilmiştir. Özellikle İbn Cevzi’nin bir çok sahih hadise zayıf veya mevzu dediği bilinmektedir.

- Önemli bir nokta da şudur ki; değişik yollardan gelen bir hadis, senetlerinden bazısına göre, mevzu veya zayıf iken, diğer bazı rivayetleri itibariyle sahih olabilmektedir.

Buradaki hadis için  alimlerin mevzu dediği bazı yolları itibariyledir. Özellikle “altmış veya seksen yıl” ifadesini barındıran hadisler için bu eleştiriler söz konusudur. Örneğin, Suyutî, “altımış yıl” ifadesini barındıran hadis rivayeti için zayıf demiştir. (bk. Camiu’s-sağir, 2/127)

OKUNMA: 25955

Niyazi BEKİ (Doç. Dr.)