Ana Sayfa

Sorularla Risale

Hizmetteki tavrımız nasıl olmalı; Hz. Ömer gibi sert ve asabi mi, yoksa Hz. Osman gibi halim selim mi olmalıyız?

Sahabelerin halleri birbirinden farklı cereyan ettiği gibi, durum ve vaziyetleri de kendileri için özeldir. Zira biri veya bir kaçı Resul-ü Kibriya (asv)'yı temsil edemez. Tamamının bir araya gelmesi ve güzelliklerinin ittihadı ile ancak Peygamber Efendimizi (asv) temsil edebilirler. Ayrıca Peygamber Efendimiz (asv); ashab arasında dengenin ve muvazenenin korunması için devamlı, onlar üzerinde titrer, kontrol eder, itidal ve istikameti muhafaza ederdi.

İşte bu şartlarda bizlere düşen vazife ise; ashabın tamamının, hâl ve davranışlarının komprime hale gelmiş şeklini, bizler için kullanıma uygun hale getirilmiş hulasalarını, dört mezhebin sayesi altında nazara veren, fıkıh kaide ve kurallarına uyarak ve azami derecede istifade etmektir.

Özellikle asrın müceddidine tabi olarak dini yaşamak, insanı vartalara düşmekten koruduğu gibi istikameti temin eder, ifrat ve tefritten bizleri korur.

Çünkü mücedditler, Allah tarafından tavzif edilen insanlar; Kur'an’ın, sünnetin ve sahabelerin hâllerinin her bir asra göre tatbik ve uygulama tarzlarıyla donatılarak ve cihazlandırılarak tensib edilmişlerdir.

Zamanımızda ise; Risale-i Nur bu manayı yüklenmiş bir nevi mürşid ve müceddit makamındadır. Yani Kur'an’ın, sünnetin ve ashabın hâllerinin; bu asra bakan veçhesini nazara vererek, bizlerin kullanımına ve asrın ilceatına en uygun hale getirmiştir.

Risalelerde şefkat, merhamet, anlayış ve uyum esastır. Zaten dinimizin esasında selim ve müsalemet vardır. Dinimiz anlayış ve uyum dinidir.

Resul-ü Kibriya (asv.) ise; rahmet peygamberidir. Cenab-ı Hakk'ın rahmeti gadabını geçmiştir. Her zaman yumuşaklık ve şefkat, her müşkilatın ve zorluğun anahtarıdır. Zira kılıncın en zor kestiği ipektir. Su olmazsa çeliklere ve mermerlere şekil verilemez ve işlenemez. Yumuşaklık ve hilim her zaman sertliği yener. Cebir ve zorlama ise; muti ruhları isyankar yapar. Azgın nefsin yularını her zaman yumuşaklık çeker.

Netice olarak, Cenab-ı Hak; yukarıdaki tüm kaide ve kuralları ihata edecek anlamda şöyle buyurmaktadır:

“Allah'ın rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi..."(Âl-i İmran, 3/159)

Bu âyet müminin genel manada davranışını özetliyor ve portresini çiziyor. Mezkur hakikatler muvacehesinde her zaman; ilim, hilim, şefkat, ikna ve hikmet esas olmalıdır.

Üstadımız  bu konuda şöyle buyuruyor:

“Medenilere galebe çalmak ikna iledir. Söz anlamayan vahşiler gibi icbar ile değildir. Biz muhabbet fedayileriyiz, husumete vaktimiz yoktur.” (1)

Öyle ise; bizlerde de her zaman şefkat, hilim, uyum, anlayış, hikmet ve müsbet hareket esas olmalıdır. Ve bu hasletler gadap ve öfkelerimizi yenmelidir ve aşmalıdır. Adavet, hışım, gadap, öfke ve maddi mücadele; tahripten başka hiçbir fayda getirmez.

Muazzez Üstadımız mesleğimizi şöyle tarif etmektedir: “Adavete adavet, muhabbete muhabbet.” Yani adavetin kendisine adavet etmek ve muhabbeti esas almaktır. “Eğer adavet etmek istersen, kalbindeki adavete adavet et.”

İşte ihlasla ve samimiyetle hizmet etmenin temelinde muhabbet ve şefkat vardır. Bu yol nefse çok zordur ve sabır ister. Fakat neticeli ve semerelidir.

Hatta Üstadımız; kendilerine zulüm edenleri ve imha etmek isteyenleri dahi affeder, talebelerine de intikam peşinde koşmamalarını, buna mukabil ihlas ve samimiyetle dine hizmet etmelerini vasiyet ve tavsiye etmiştir.

(1) bk. Divan-ı Harb-i Örfi, Hakikat.

OKUNMA: 6507

Sorularla Risale