Ana Sayfa

Sorularla Risale

“Fitne-i ahirzaman o kadar dehşetlidir ki kimse nefsine hâkim olmaz.” rivayeti Risalelerde geçmektedir. Ancak aşağıda iddia edildiği üzere böyle bir rivayetin söz konusu olmadığı savunuluyor. Bu iddianın doğruluk payı var mıdır?

İtiraz Edilen kısım:

“Rivayette var ki: 'Fitne-i Ahirzaman o kadar dehşetlidir ki, kimse nefsine hâkim olmaz.' Bunun için, binüçyüz sene zarfında emr-i Peygamberiyle ümmet o fitneden istiaze etmiş, azâb-ı kabirden sonra, من فتنة الدجال ومن فتنة آخر الزمان vird-i ümmet olmuş.”(!)

İddia:

"Fitne-i Ahirzaman o kadar dehşetlidir ki, kimse nefsine hâkim olmaz." rivayeti nerede, hangi kitapta var? "Rivayette var" demekle iş bitmiyor.

İddiaya Cevap:

- Önce Badiüzzaman gibi harika bir hafızaya sahip olan bir zatın zikrettiği bir hadisi bulamadığımız zaman, hemen onun olmadığına karar vermek, çok aceleci bir davranıştır.

Bir hadisin, hiçbir hadis kaynağında geçmediğini iddia etmek için bütün matbu, mahtut hatta mensi (unutulmuş) kaynakları görmekle mümkündür. Nitekim, bu itiraz eden kimselerin "yok" dediği bir çok hadisin kaynağı bulunmuş ve ortaya konmuştur.

- İkincisi, “Rivayette var ki...” ifadesinden de anlaşıldığı gibi, Bediüzzaman, “Fitne-i Ahirzaman o kadar dehşetlidir ki, kimse nefsine hâkim olmaz.” şeklindeki ifadesiyle, hadis rivayetlerinde bu manaya gelen bir muhtevanın işlendiğini belirtmek istemiştir. Yani bu manayı “hadis bil-mana” olarak işlemiştir. Ve bu muhteva birçok hadis rivayetlerinde yer almıştır. Misal olarak şu hadisleri zikredebiliriz:

- Abdullah b. Mesud anlatıyor:

“İnsanların üzerine öyle bir zaman gelecek ki, kişi uğradığı bir mezarın yanında yatar ve ‘Keşke bu kabirde yatan kişinin yerinde ben olsaydım.’ diyecek. Bunu Allah’a kavuşmak için değil, gördüğü şiddetli bela / sıkıtıdan ötürü söyleyecektir.” (Hakim, 4 / 454).

- Ebu said el-Hudrî anlatıyor: Resulullah (a.s.m) şöyle buyurdu:

“Ahir zamanda sultanları / yöneticileri tarafından ümmetimin başına öyle şiddetli belalar / musibetler (sıkıntılar, zulümler) gelecek ki, koca geniş dünya kendilerine dar gelmeye başlar. Bütün yeryüzü  o derece zulüm ve haksızlıklarla dolar ki, mümin kimse o zulümden kaçıp sığınacak bir yer bulamaz...” (Hâkim, 4/465; Suyutî, Cemu’l-Cevami’-şamile-h. No:11398).

İddia:

Nakilde, kabir azabından ve Deccal’ın fitnesinden bahsedildiğine göre bunun da aslı, şu hadis olmalıdır:

"Allah’ım! Kabir azabından, ateş azabından, hayatın ve ölümün fitnesinden ve Mesih Deccal fitnesinden sana sığınırım."

Hadis, Müslim’de şöyledir:

"Allah’ım! Cehennem azabından, kabir azabından, hayat ve ölüm fitnesinden ve Mesih Deccal fitnesinin şerrinden sana sığınırım."

Bu hadislerde, Hz, Peygamber (s.a.v.)’in Mesih Deccal’ın fitnesinden sonra, ahir zamanın fitnesinden de sığındığı yer almamaktadır. Bu, hadise idraç edilmiştir.

İddiaya Cevap:

Bediüzzaman’ın ifadesine dikkatle bakıldığı zaman, görülecek ki, "Bunun için, binüçyüz sene zarfında emr-i Peygamberiyle ümmet o fitneden istiaze etmiş.” şeklindeki ifadesinden maksadı, Deccal fitnesidir. Çünkü Deccal fitnesi ahir zaman fitnesinin temel esasıdır. Deccal, bu fitnenin baş aktörü durumundadır. Bütün fitneleri o çevirir.

“… azâb-ı kabirden sonra, من فتنة الدجال ومن فتنة آخر الزمان vird-i ümmet olmuş.” ifadesinde ise, bir hadis ifadesi olarak değil, ümmetin Deccal fitnesiyle alakalı olarak “Deccal’ın ve ahir zaman fitnesinden” Allah’a sığınması söz konusudur.

(1) bk. Şualar, Beşinci Şua.

OKUNMA: 10839

Niyazi BEKİ (Doç. Dr.)