Ana Sayfa

Sorularla Risale

“Deccalın bir gözü kördür.” Hadisinin Bediüzzaman tarafından yanlış yorumlandığı aşağıda ileri sürülmektedir. Bu iddia doğru mudur?

İtiraz Edilen Kısım:

“Hattâ rivâyetlerde, "Deccalın bir gözü kördür." diye nazar-ı dikkati gözüne çevirecek Büyük Deccal’ın bir gözü kör ve ötekinin bir gözü, öteki göze nisbeten kör hükmünde olduğunu hadîste kaydetmekle, onlar kâfir-i mutlak bulunduğundan yalnız münhasıran bu dünyayı görecek birtek gözü var ve âkıbeti görebilecek gözleri olmamasına işâret eder.”

“Ben bir mânevi âlemde İslam Deccalını gördüm. Yalnız bir tek gözünde teshirce bir manyetizma gözümle müşahade ettim ve onu bütün bütün münkir bildim. İşte bu inkâr-ı mutlaktan çıkan bir cür'et ve cesaretle mukaddesata hücum eder. Avâm-ı nâs hakikat-ı hâli bilmediklerinden hârikulâde iktidar ve cesaret zannederler.”

“Hem şanlı ve kahraman bir millet, mağlûbiyeti hengâmında, böyle istidraclı ve şanlı ve tâli’li ve muvaffakıyetli ve kurnaz bir kumandanı bulunduğundan gizli ve dehşetli olan mâhiyetine bakmayarak kahramanlık damariyle onu alkışlar, başına kor, seyyielerini örtmek ister. Fakat kahraman ve mücâhid ordunun ve dindar milletin, ruhundaki nur-u îman ve Kur'an ışığıyle hakikat-ı hâli göreceği ve o kumandanın çok dehşetli tahribâtını tâmire çalışacağı rivâyetlerden anlaşılıyor.”

İddia:

Konu hakkındaki birkaç hadisi nakledelim:

    "(...) Deccal, sakat gözlü (a‘ver)dür. Allah ise sakat gözlü değildir."

    "Şüphesiz Allah, sakat gözlü değildir. Dikkat edin ki, Mesih Deccal’ın sağ gözü sakattır. Onun gözü, sanki salkımındaki emsalinden dışarı çıkmış, iri bir üzüm tanesi gibidir. (...)"

    "(...) Ey Allah’ın kulları! Artık (dinde) sebat ediniz. Şimdi ben, (Deccal’ı) size öyle vasıflandırıp tanıtacağım ki; hiçbir peygamber, onu bu biçimde vasıflandırıp tanıtmamıştır: O önce: 'Ben bir peygamberim' diyecektir. Hâlbuki, benden sonra hiçbir peygamber yoktur. Sonra ikinci bir iddiada bulunarak: 'Ben Rabbinizim' diyecektir. Hâlbuki, siz ölünceye kadar Rabbinizi göremezsiniz ve o (Deccal), a‘verdir. Hâlbuki, Rabbiniz a‘ver değildir. Deccal’ın iki gözü arasında "kâfir" yazılıdır. Onu (okur-) yazar olan veya olmayan her mümin okur. Şüphesiz, beraberinde bir cennet ve bir cehennemin bulunması da onun fitnesindendir.”

Hadislerde Deccal’ın gözünün kör olduğu belirtildikten sonra, yüce Allah’ın böyle olmadığı da vurgulanmıştır. Çünkü; Deccal Rablik iddia edecektir. Peygamberimiz, "O hâlde, kendi körlüğünü bile gideremeyen biri nasıl Allah olabilir? Dikkat edin!" demek istemiştir.

İddiaya Cevap:

Bu iddianın hiçbir ilmî dayanağı yoktur.

- İtirazcının aşağıdaki ifadelerinde zaten tutarsızlık açıkça kendini gösteriyor. Şöyle ki:

Bir yandan Bediüzzaman Hazretlerinin, Deccal’in şahsî bir insan kimliğiyle algılamasını ve o doğrultuda yaptığı yorumlara itiraz ediyor, diğer taraftan -bu görüşünü desteklemek için- bazı alimlerin Deccal’i manevî şahsiyet olarak gören yorumlarına yer veriyor. Ama onun ardında da “Ya onun ‘kıvırcık saçlı’ olması gibi vasıfları hakkındaki rivayetlere ne diyecekler?” deyip bu yoruma da itiraz ediyor. Anlaşılan itirazcının vicdanı, Bediüzzaman’ın İslam Deccal’i hakkında yaptığı yoruma, yani  Deccal’in bizim gibi bir insan olduğunu, fakat dinini dünyaya satan dessas bir münkir olduğuna dair bilgilere tamamen katılıyor; ancak maksat üzümü yemek değil de bağcıyı dövmek olunca, nefs-i emmaresi ile vicdanı arasında bocalayıp duruyor. Bu çelişkiler de bundan kaynaklanıyor.

- İtirazcı şahıs ne hazindir ki, Bediüzzaman’ın, “Ben bir alem-i manada İslam Deccal’ini gördüm.” şeklindeki ifadesini belli şahıslar için kullandığını, tekrar tekrar vurgulamak suretiyle işi ilmilikten çıkarıp ispiyonculuğa kadar vardırmıştır. Bu tavrıyla dahi, ahir zaman fitnesinin ne kadar dehşet verici olduğunu yansıtan bir ayna olmuştur.

- İtirazcının özellikle “İslam Deccali” unvanına oldukça canı sıkılmış görünmektedir. Halbuki hadis-i şerifte otuz adet deccalden bahsedilir. Ahir zamandaki en büyük Deccal’in vasıflarından bahseden hadislerde söz konusu edilen farklı özellikler, biri Müslümanları fitneye sokan İslam Deccal’i, diğeri bütün insanlar için fitne unsuru olan Büyük Deccal olduğunu göstermektedir.

- Bediüzzaman gibi maddî-manevî ilimler sahasında “Bedi” unvanını hakkedecek kadar zirveye çıkmış bir müceddidin, içinde bulunduğu zaman diliminde meydana geldiği gün gibi açık olan bu fitneyi ve bu deccalleri yorumlamasındaki isabeti, başka kimde aranabilir?

- Onlarca keşf-u kerametleri bulunan böyle büyük veli; “Ben bir mânevi âlemde İslam Deccal’ını gördüm.” demişse, görmemesi mümkün müdür?

- Hz. Peygamber (a.s.m)’in kendi ümmetini Deccal konusunda defalarca uyarması gösteriyor ki, bu Deccal özellikle Müslümanlar için bir fitne unsurudur. Yine hadis-i şerifte Abbasî devletini yıkan kimsenin Deccal olduğunu ifade eden nebevî beyanlar da Deccal fitnesinin -diğer insanlardan ayrı olarak ve özellikle Müslümanlar içerisinde olacağını göstermektedir.

O gaybî haberin doğruluğu, tarihin mührüyle tasdik edilmiştir. Şanlı Abbasî devletinin yıkılması o zamanki deccaliyet fitnesini gösterdiği gibi, ahir zamanda meydana geleceği bildirilen diğer Deccal fitnesinin de şanlı bir İslam / Osmanlı devletinin yıkılmasıyla ortaya çıkacaktır ve çıkmıştır.

İddia:

Nereden çıktı bu İslâm Deccalı, onun kumandanlığı, mücahit ordu, dindar millet?..

İddiaya Cevab:

Bu bilgiler, ilimde rasıh olan Bedüzzaman’ın hadislerin beyanlarında müşahade ettiği gerçeklerden çıkmıştır.  En büyük müfessir olan zamanın olaylarını bilenler için yaptığı tefsirden çıkar. Hulasa; milyonlarca tefsir nereden çıktıysa, binlerce hadisin şerhleri nerden çıktıysa, bu bilgiler de aynı hazineden; Allah’ın salih kullarına lütfettiği derin anlayıştan ve ilhamlardan çıkmıştır; başka nereden çıkacak?

Bediüzzaman Hazretlerinin, 

“Fakat kahraman ve mücâhid ordunun ve dindar milletin, ruhundaki nur-u îman ve Kur'an ışığıyle hakikat-ı hâli göreceği ve o kumandanın çok dehşetli tahribâtını tâmire çalışacağı rivâyetlerden anlaşılıyor.”

ifadesinden açıkça anlaşıldığı üzere, bu bilgiler açıkça metinlerde yoktur, fakat bunlar “rivâyetlerden anlaşılıyor.”

Çok önemli bir nokta daha vardır ki; bu Deccal’in halini, onun Deccal olduğunu bilenler, ancak iman nuruyla görürler. Bediüzzaman Hazretlerinin; “nur-u îman ve Kur'an ışığıyla hakikat-ı hâli göreceği...” şeklindeki ifadesi, bunu açıkça ortaya koymaktadır. Bunun anlamı şudur: bir kimsede zahiri ilim durumu ne olursa olsun, “iman ve Kur’an nurundan çıkan bir feraset ışığı” olmadıkça, bu gerçekleri görmesi mümkün değildir. Üzülerek söyleyelim ki, itirazcıların bu olumsuz tavrı, bu tespitlerimizi doğrulamaktadır.

OKUNMA: 22255

Niyazi BEKİ (Doç. Dr.)