Ana Sayfa

Sorularla Risale

Risaleler zamana en uygun ve etkili metodun Risale-i Nur olduğunu bize bildirir. Hâl böyleyken tarikat şeyhleri olsun, başka bazı büyük takva ehli zatlar olsun, neden risale okudukları hâlde eski geleneklerine bağlı kalıyorlar?

Şeriatın bildirdiği hakikatlere, tarikat yoluyla ulaşmak mümkündür. Kamil bir ehl-i tarik, dinin hakikatlerinin ayn-ı hak ve mahz-ı hakikat olduğunu tarikattaki seyri esnasında müşahede eder. Tarikat, tasavvufun sistemleşmiş şeklidir. Tarîkatlar, hakikatların yollarıdır.

Bunlar, manevî birer kışla, ciddi birer terbiye merkezidirler. Tarîkatlar, İslâmiyet'in üç mühim ve sarsılmaz kalelerinden birer kale, İslâm âlemi içinde mukaddes bir bağ olan kardeşliğin gelişmesine en birinci, tesirli, hararetli vasıtalardır. Tarîkatlar, şeriatın birer delili, ab-ı hayat dağıtan bir kevser kaynağıdırlar. Asırlardır nice ehl-i iman, bu menba’dan içmiş, bu muazzam hazineden istifade etmiştir.

Tarîkat, Resulullah (asv)’ın miracının gölgesinde kalb ayağıyla ruhanî bir seyr ü sülûktur. Neticesinde, iman ve Kur’ân hakîkatlerine bir mazhariyet söz konusudur. Bu mazhariyet, zevkî, hâlî ve bir derece şuhûdîdir. Tarîkat, hakîkate giden bir yol olmakla beraber, tek yol değildir. Tarîkatlardaki metod farklılıkları bunu isbat eder. Bütün hak tarikatlar, esaslarını Kur’ân’dan almışlardır.

Tarîkatı kabul etmek istemeyen bazı kimselerin, “Hz. Peygamber devrinde tarikat mı vardı?” şeklindeki soruları, bir cerbezeden ibarettir. Zira, tarîkatın bütün esasları, zaten Resulullah’ın tatbikatına dayanmaktadır. Yani, uygulama vardır, fakat adı tarikat değildir. Tarikatın belli bir sistem içinde zuhuru, hicri III. asra dayanır. Cüneyd-i Bağdadî, Bayezid-i Bistami gibi zatlar, tarîkatın ilk önderlerindendir.

Daha sonraki dönemlerde gelen Şah-ı Nakşibend, Abdülkadir-i Geylanî, Mevlâna Celaleddin-i Rûmi, İmam-ı Rabbani gibi zatlar ise, tarîkatın en meşhur kahramanlarıdırlar. Bu asırda bir çok tarikat şeyhi ve müntesipleri, Risale-i Nur'u kendi hizmetleri içerisinde bir proğram olarak sunmakta, kimisi de okumasa da ilişmemekte, taraftarlık göstermektedir. Zaten her grubun, herkesin bu eserleri okumasını bekleyemeyiz. Bediüzzaman Hazretleri de bunu nazara vererek dost, kardeş ve talebe dairesi mevzusunu işlemiş. Bu da gerek başka cemaat ve gruplar olsun gerekse de tarikatların en azından hizmetimize dost oldukları imajını bize vermektedir.

Risaleleri ancak hakkıyla tetebbu eden, tedkik edip inceleyen ve kendine bir proğram haline getirip, okurken tenkid gömleğini çıkarıp sadakat ve teslimiyetle okuyanlar hakiki manada zevk alabilir. Yoksa kişinin ilmi olsa bile hakikata vakıf olamayabilir. Kulaktan duyma bazı bilgilerle bu eserlere karşı ön fikirli davranabilir. Bunun için Bediüzzaman Hazretleri kucaklayıcı bir metodla tüm ehli imanı bu hizmete ortak etmekte ve bu eserlerin sadece nur talebelerinin değil hakiki manada alimlerin ve ehli hakikat ve kemalatın malı olduğunu ifade etmişlerdir.

Bir kimse kendi mesleğinin muhabbetiyle hareket etse ve yalnız hak benim tuttuğum yoldur, diğer metodlar batıldır derse, büyük sıkıntı olur. Ancak kişi kendi tuttuğu yolu en güzel görüp diğerlerine muhabbetini devam ettirirse o zaman hakiki manadaki cemaatleşme sırrı anlaşılır. Bizler Risale-i Nur dışındaki tarikat ve cemaatlerin bu şekilde düşündüğüne inanıyoruz.

Bundandırki ehli iman birbirini tenkid ederek değil, birbirlerinin güzel hasletlerinden istifade edip kuvvetli bir birlik haline gelmişlerdir. Bazı bölgelerde ve ülkelerde birtakım sıkıntılar olsa da bunların da kısa bir süre içerisinde aşılacağı kanaatindeyiz.

OKUNMA: 6441

Sorularla Risale