Ana Sayfa

Sorularla Risale

Risale-i Nur yazmak şartsa, yazanlar hiçbir şey kaybetmez; ama biz okuyucular çok şey kaybederiz belki de, öyle mi?

(***) Hz. Ebu Bekir (r.a.)´a; "Bu kadar ibadet ediyorsunuz, ya cennet yoksa ne yapacaksınz?" O da cevap vermiş: "Eğer yoksa biz hiçbir şey kaybetmeyiz. Ama varsa sen çok şey kaybedersin."

Evvela, örnekteki (***) şahsiyet Hz. Ebu Bekir (ra) değil Hazret-i Ali (ra) diye anlatılır ve bir inançsız ile inançlı arasında yapılan bir mukayesedir. Hâlbuki bu yazı meselesi Nur talebelerinin kendi içindeki bir meseledir. Harici, inançsız ile inançlı birisi arasındaki bir mesele ve münasebet değildir. Soru için daha yumuşak  ve latif bir örnek seçilebilirdi, bu örnek çok sert ve ilgisiz bir örnektir.

İkincisi, Latin harflere ruhsatı veren bizzat Üstad Hazretlerinin kendisidir. Üstad Hazretleri bizzat kendisi ruhsat verdiği halde, bu meseleyi kaşıyıp kanatmak ve her defasında ihtilaf haline getirmek, Risale-i Nurların ihlas ve uhuvvet prensiplerine yakışmaz kanaatindeyiz.

Üstad Hazretlerinin Latin harflere müsaade eden beyanı şu şekildedir:

"HAŞİYE:  Risale-i Nur'un bir vazifesi huruf-u Kur'âniyeyi muhafaza olduğundan yeni hurufa zaruret derecesinde inşaallah müsaade olur."(1)

"İkinci sebep: Risale-i Nur'un mühim bir vazifesi, âlem-i İslâmın ekseriyet-i mutlakasının yazısı ve hattı olan huruf-u Arabiyeyi muhafaza etmek olduğundan, tab' yoluyla işe girişilse, şimdi ekser halk yalnız yeni hurufu bildikleri için, en çok risaleleri yeni hurufla tab etmek lâzım gelecek. Bu ise, Risale-i Nur'un yeni hurufa bir fetvası olup şakirtleri de o kolay yazıyı tercih etmeye sebep olur. Onun için, şimdiye kadar pek çok müstehak ve lâyık iken, Risale-i Nur'a serbestiyet verilmemişti. Lillâhilhamd, şimdi hakikatlerinin kuvvetiyle serbestiyeti kazandı. Hattâ eski harfle tab' yasak iken, Âyetü'l-Kübrâ'yı bize teslim ettirip bir keramet-i ekber gösterdi."

"Biz şimdi gayet mühim ve herkese lâzım Meyve ile Hüccetü'l-Bâliğa'yı ikisi bir cilt olarak yeni hurufla tab etmek için Tahirî ile İstanbul'a gönderdim. Yalnız Meyve'nin Onuncu ve On Birinci Meselelerini vakit bulamayıp tashihsiz ona verdim. Şayet tab edilse, o iki meseleyi tam tashih edip ona gönderirsiniz."

"Hem o iki risale, dahilde, ya hariçte, âşikâre veya gizli, İstanbul'da veya dışarıda eski harflerle tab etmek lâzımdır."(2)

Üçüncüsü,  Latin harfleri umumi bir belvadır. Umum-ül belva, insanların genelinde görünen ve yaygın olan bir sorun bir müşkilat demektir. Latin harfleri de umumi bir belva ve bela olmasından dolayı Latince Risale-i Nurlara Üstad Hazretleri cevaz vermiş. Hattı Kur’an’ı muhafaza etmek, Risale-i Nurların asli bir vazifesidir, Latin harflere müsaade ve ruhsat  ise geçici ve arizi bir durumdur. Bu durumun müddeti ise insanların ekseri olarak hattı Kur’an’a yönelmesidir ki bu halihazırda pek mümkün görünmüyor. Öyle ise Üstad'ın vermiş olduğu ruhsat halen devam ediyor ve etmektedir.

Zaruretler nasıl haramı helale çeviriyor ise, umum insanların Kur’an hattını bilmemeleri de bir zaruret durumuna gelmesinden dolayı bu bidata cevaz ve ruhsat verilmiştir. Yoksa tasvip edilmiş değildir. Bu noktadan bakacak olursak, her iki hüküm arasında bir çelişki ve tenakuz yoktur.

Asıl vazife imanı kurtarmaktır, hattı Kur’an bu vazifenin yanında ikinci ve üçüncü derecede kalır. Şayet Latince harflere müsaade olmasa idi, çokları imanını kaybedecekti. Üstad Hazretleri bu büyük hayır için küçük şerre müsaade etmiştir. Meseleye bu yönden bakmak gerekir.

 Zaten iman hizmeti dolaylı olarak Hatt-ı Kur’an’a hizmet ediyor. Yani Latin harfle yazılmış Risale-i Nurlar sayesinde kişi önce imanını kazanıyor, sonra da bidatlara karşı şuur kazanıyor. Belki şartların müsaadesizliği yüzünden Latin harf okumak zorunda kalıyor, lakin uzun vadede durum aksinedir. Yani ileride inşallah Hatt-ı Kur’an yeniden ihya olunacaktır.

Özet olarak, Latin harflere ruhsatı veren Üstad Hazretlerinin bizzat kendisi olduğu için, şimdiki eski hattı bilmeyenleri itham etmek yanlış olur. Nitekim hiçbir Nur talebesi bu bidatı severek ve kabul ederek okumuyor, mecbur kaldığı için okumak zorunda kalıyor.

Dipnotlar:

(1) bk. Kastamonu Lahikası, (130. Mektup)

(2) bk. Emirdağ Lahikası-I, (49. Mektup)

OKUNMA: 5479

Sorularla Risale