Ana Sayfa

Sorularla Risale

Cemaatlerde hizmet eden bayanların varlıkları, erkeklerden çok daha belirgin, televizyon, gazete, radyolarda sunuculuk yapmaları, bu kadar ön safta olmaları doğru mu? Hizmetten çıkmak istiyorum, onlarla aynı yerde olmak beni rahatsız ediyor.

Kadınların, TV ve radyolara çıkıp sohbet yapmaları dinimizce doğru mu, değil mi? Kadın sesi ve eğitime katkısı gibi meseleler için yeteri kadar mâlumatın, ilgili eserlerde var olduğu kanâatindeyiz.

Sizler de mutlaka bu bilgilerden haberdarsınızdır.  Bu, işin fıkıh boyutudur. Bizim alanımıza girmediği gibi, siz de bu yönünü sormuyorsunuz. Ancak şunu ifâde edelim ki, Müslüman kadınların ekskliklerini delil ve gerekçe göstererek İslam'dan çıkmak, geçerli bir mâzeret olmadığı gibi, mensubu olduğumuz bir câmiadan da aynı gerekçelerle ayrılmamız doğru olmasa gerek. Zira âyetin ifâdesi ile, "Birisinin günahı ile başkası günahkar olamaz."

Şu var ki, günahkâr birisine yardımcı olacak durumumuz varken, yardım etmiyor, oradan uzaklaşıyorsak, bu tavır mesuliyeti gerektirir. Ortada bir yanlış varsa, bize düşen uzaklaşmak değil, yanlışı düzeltmek için gayret etmektir. Yine olmadı ise, fiili duâsını yapmış olarak kâli duaya devam etmektir. Gerçekten onlara acıyorsak, bu durumda hareket rotamız bellidir. Zira okuduğumuz eserlerde, nasıl hareket etmemiz gerektiği gâyet açık tarif edilmektedir. Şöyle ki;

"Eğer muhabbet, kendi esbâbının rüçhâniyetine göre bir kalbde hakikî bulunsa, o vakit adâvet mecazî olur, acımak suretine inkılâp eder. Evet, mü'min, kardeşini sever ve sevmeli. Fakat fenâlığı için yalnız acır. Tahakkümle değil, belki lütufla ıslahına çalışır..."

Eğer tahakkümle hereket ediyorsak, acaba başka hisler işin içine giriyor olmasın mı, diye kendimizi tekrar gözden geçirmemiz icâb edebilir.

"Kâbe hürmetinde olan İmân ve Cebel-i Uhud azâmetinde olan İslâmiyet gibi çok evsâf-ı İslâmiye muhabbeti ve ittifâkı istediği hâlde, mü'min'e karşı adâvete sebebiyet veren ve âdi taşlar hükmünde olan bazı kusurâtı İmân ve İslâmiyete tercih etmenin..." (1)

ne anlam ifâde ettiğini yine ilgili eserden öğrenmekteyiz. İnsan kusursuz olmadığı gibi, insanlardan meydana gelen topluluklar da kusursuz olamaz. Unutulmamalı ki, kusursuz dost arayan, dostsuz kalacağı gibi, kusursuz cemaat arayan da, yalnız başına kalır.

(1) bk. Mektubat, Yirmi İkinci Mektup

OKUNMA: 3136

Sorularla Risale