Ana Sayfa

Sorularla Risale

Üstad'ın Eski Said Dönemi eserlerini ikinci plana itip, Yeni Dönem eserleri ön plana çıkarmak ve sadece onları okumak doğru mudur? Onlar eskiye hitap ediyor, denebilir mi?

Evvela, Üstad Hazretlerinin telif etmiş olduğu bütün eserler -eski yeni fark etmez- bizce hepsi kıymetli ve caridir. Hükmü geçmiş ve artık istifade edilmesi sakıncalı ya da mahzurlu olan bir telifi bulunmuyor.

İkincisi, külliyat kapsamına giren her eserin fazilet ve değeri, bir kalıptan bir değerden hesap edilmez. İmana dair konuların ehemmiyetini kalıp olarak esas alıp, diğer bütün meseleleri saf dışı etmek ve önemsiz görmek, pekala mümkündür. Ama bu bakış açısı çok kısır ve yanlış olur. Zira hayatın çok şubeleri ve başka değerleri de var. İmandan başka alan tanımamak ve bu alanlara hitap eden eserleri önemsiz görmek, gerçekçi ve sağlıklı bir tutum olmaz. 

Üçüncüsü, Üstad Hazretlerinin “Eski Said” döneminde telif etmiş olduğu eserlerin büyük bir kısmı, kesbi ve ilmidirler. “Yeni Said” dönemindeki ekseri imana dair risaleler ise vehbi ve ilhami bir şekilde yazdırılmıştır. Elbette iki dönem telifleri arasında belagat ve tesir noktasından farklar vardır. Lakin bu farkları büyüterek, birisini esas alırken diğerlerini dışlamak yanlış ve hatalı olur.

Dördüncüsü, imanın ciddi tehlike arz ettiği dönemlerde, özellikle 1926-1991 yılları arasında, imana dair konularda çok büyük bir tahşidat yapılmıştır. Üstad Hazretlerinin özellikle iman üzerine yoğunlaşması bu tehlikenin ciddiyetinden ve büyüklüğünden dolayıdır. Ama 1991'de dinsizliğin somut rejimi olan Komünizm çöktükten sonra konjonktür ve gereksinimler başka bir şekle dönüşmüştür.

Yanlış anlaşılmasın, iman hakikatleri ekmek ve su gibidirler, asla ihtiyaçtan ve zaruretten düşmezler, ama bu ihtiyaçların yanına bazı başka ihtiyaçlar da gelebilir. Toplumsal ve siyasal konular imanın tehlikede olduğu bir ortamda çok büyük bir öneme haiz olmayabilirler; ama iman yavaş yavaş oturmuş ve dinin emir ve yasakları insanların gündemine girmeye başlamış ise, artık İslam ağacının kökü olan imanın yanında gövdesi ve meyveleri olan muamelat ve siyasetin de önemi ortaya çıkmaya başlar. Bunu inkar edip görmezlikten gelmek kabil olmasa gerek.

Özet olarak, bazı hakikatler konjonktüreldir, yani zamanın şartlarına ve gereklerine göre şekillenirler. Mesela, Üstad Hazretlerinin döneminde iman hakikatlerini neşredecek beyin emekçisi az, kuvvet zayıf ve maddi imkanlar çok kısıtlıdır. İki işi aynı anda görecek maddi ve manevi ortam ve kuvvet mevcut değildir. Bu sebeple en öncelikli ve önemli vazife imana hizmet etmekti. Bu hizmeti sekteye uğratacak bütün işlerden ve sebeplerden kaçınmak çok önemli konjonktürel bir gereksinimdi. Ama şartlar değişti, cemaat büyüdü, neşir vasıtaları inkişaf etti, maddi ve manevi ortam ve imkanlar fevkalade terakki etti.

Hal böyle olunca cemaatin, değişen ve gelişen toplumsal ihtiyaçları görmemesi ve halen 1930 ve 1940 yılların şartlarına özgü bir refleks ile hareket etmesi kabil değildir. Nitekim Üstad Hazretleri bizzat kendisi 1946'da çok partili sisteme geçilmesi ile siyasi tavırlarında belirgin bir değişikliğe gitmiştir. Bu tavır değişikliğini Emirdağ Lahikası'nda görmek mümkündür.

OKUNMA: 3275

Sorularla Risale