Ana Sayfa

Sorularla Risale

.Bediüzzaman'ın Eski Said döneminde felsefe ile İslam'a hizmet ettiğini, Yeni Said döneminde ise doğrudan İslamı esas tuttuğuna ilişkin, Risalelerde bahisler vardır. İkisi arasındaki somut fark nedir?

Evet Üstad Bediüzzaman’ın kendisi için Eski Said tabir ettiği ilk döneminde felsefe ile uğraşmış ve bu yolda epey mesafe katetmişti. Hatta Üstad'ın en yakın talebelerinden olan Zübeyir Gündüzalp, bir üniversitede verdiği ve Sözler kitabının arkasına yerleştirilen Konferansta şöyle diyor:

“Büyük şâirimiz, edebiyatımızın medâr-ı iftihârı merhum Mehmed Akif, bir üdebâ meclisinde, Victor Hugo'lar, Shakespeare'ler, Descartes'lar, edebiyatta ve felsefede Bediüzzaman'ın bir talebesi olabilirler, demiştir." (1)

Buradan da anlıyoruz ki Üstadımızı çok iyi tanıyan ve edebiyatımızda nadide bir yeri olan merhum Mehmet Akif gibi birisi, Bediüzzaman’ın edebi ve felsefi kapasitesini çok takdir etmiştir.  

Fakat Bediüzzaman’ın Yeni Said diye tarif edilen döneminde ise, tamamen Kur’an merkezli yani İslam dinine ait konuları Kur'an'ın kuvvetiyle ispat etmek gibi bir düşünce hakim olmuştur. Artık onun rehberi yalnız Kur’an'dır. Eşyanın hakikati ve varlığı ile alakalı felsefenin ve aklın açamadığı kapıları ve çıkmazları Kur’an ile açılabileceğini dünyaya ve filozoflara ispat etmiştir. Yine ilgili Konferansın bir yerinde şu ifadeler var:

“Said Nursî, Eski Said tâbir ettiği gençliğinde felsefede çok ileri gitmiştir. Garbın Sokrat'ı, Eflâtun'u, Aristo'su gibi hakikatli feylesofları ve Şarkın İbn-i Sinâ, İbn-i Rüşd, Fârâbi gibi dâhî hükemâlarından felsefe ve hikmette Kur'ân-ı Hakîmin feyziyle çok ileri geçmiş ve Kur'ân'dan başka halâskâr ve hakiki rehber olmadığını dâvâ etmiş ve Risâle-i Nur eserlerinde ispat etmiştir.”(2)

Ayrıca Müslüman felsefecilerden teşekkül eden İslami hükemaların akıl ile halledemedikleri çok iman hakikatlerini de, Bediüzzaman yine akli olarak izah ve ispat etmeye muvaffak olmuştur. Bu konu ile ilgili olarak Konferans’ta; “Eski hükemâ, ahkâm-ı şer'iyeden ve akâid-i imâniyeden bâzıları için, "Bu nakildir, İmân ederiz, akıl buna yetişmez" demişler. Halbuki, bu asırda akıl hükmediyor. Bediüzzaman Said Nursî ise, "Bütün ahkâm-ı şer'iye ve hakâik-ı imâniye aklîdir. Aklî olduğunu ispata hazırım" demiş ve Risâle-i Nur'da ispat etmiştir.” ifadelerine yer verilmiştir.  

Bediüzzaman’a felsefeyi neden bıraktığına dair sorulan bir soruya ise Mektubat eserinde verdiği cevap şöyledir:

"Sual: Diyorlar ki: "Senin eski zamandaki müdafaatın ve İslâmiyet hakkındaki mücahedatın, şimdiki tarzda değil. Hem Avrupa'ya karşı İslâmiyet'i müdafaa eden mütefekkirîn tarzında gitmiyorsun. Neden Eski Said vaziyetini değiştirdin? Neden manevî mücahidîn-i İslâmiye tarzında hareket etmiyorsun?"

"Elcevap: Eski Said ile mütefekkirîn kısmı, felsefe-i beşeriyenin ve hikmet-i Avrupaiyenin düsturlarını kısmen kabul edip, onların silâhlarıyla onlarla mübareze ediyorlar, bir derece onları kabul ediyorlar. Bir kısım düsturlarını, fünun-u müsbete suretinde lâyetezelzel teslim ediyorlar; o suretle, İslâmiyetin hakikî kıymetini gösteremiyorlar. Adeta, kökleri çok derin zannettikleri hikmetin dallarıyla İslâmiyeti aşılıyorlar, güya takviye ediyorlar. Bu tarzda galebe az olduğundan ve İslâmiyetin kıymetini bir derece tenzil etmek olduğundan, o mesleği terk ettim."

"Hem bilfiil gösterdim ki, İslâmiyetin esasları o kadar derindir ki, felsefenin en derin esasları onlara yetişmez, belki sathî kalır. Otuzuncu Söz, Yirmi Dördüncü Mektup, Yirmi Dokuzuncu Söz bu hakikati burhanlarıyla ispat ederek göstermiştir. Eski meslekte, felsefeyi derin zannedip, ahkâm-ı İslâmiyeyi zâhirî telâkki edip, felsefenin dallarıyla bağlamakla durutmak ve muhafaza edilmek zannediliyordu. Halbuki, felsefenin düsturlarının ne haddi var ki onlara yetişsin?
"(3)

(1) bk. Sözler, Konferans.
(2) bk. a.g.e.
(3) bk. Mektubat, Yirmi Dokuzuncu Mektup, Yedinci Kısım.

OKUNMA: 4274

Sorularla Risale