Ana Sayfa

Sorularla Risale

ANKARA KALESİ

Ankara Kalesi’nin tarihi çok eskilere dayanır. Yapıldığı dönem kesin olarak bilinmemekle beraber, ilk kez Romalılar tarafından inşâ edildiği fikri yaygındır. Selçuklular tarafından tadilatla genişletilmiştir.

Kale, iç ve dış kale olmak üzere iki kısımdır. Yirmiden fazla kulesi vardır. Dış kale eski Ankara şehrini yürek biçiminde çevirir. İç kalenin iki büyük kapısı olup, birisi Dış Kapı, diğeri Hisar Kapı adını taşır. İç kaledeki kulelerin yüksekliği 14 ile 16 metre arasında değişir. Bugün kale içinde Osmanlı dönemine ait bir çok Ankara evi bulunmaktadır.

Üstad Bediüzzaman, 1922 yılında Ankara’ya davet edildi. Osmanlı Devletinin sona erdiği, İslâm topraklarının düşmanlarca istilâsının söz konusu olduğu, Müslümanların maddî ve mânevî değerlerinin tehlike altında olduğu bir dönemde Ankara’dan gelen bu daveti kabul etti. Ankara’ya gittiğinde alkışlarla karşılandı. Ne var ki, gördüğü dine karşı duyarsızlık yüzünden burada kalamayacağını anladı ve kendisine teklif edilen milletvekilliği, diyanet âzâlığı ve doğu vilâyetlerinin genel vaizliği olma tekliflerini kabul etmedi. Bu sıralarda yaşadığı ruh halini ve Ankara Kalesiyle ilgili bir hatırasını
Yirmi Altıncı Lem’a’da şöyle ifade eder:

“Bir zaman, ihtiyarlığın başlangıcında, Eski Said’in gülmeleri Yeni Said’in (bk. Said Nursî maddesi) ağlamalarına inkılâp ettiği hengâmda, Ankara’daki ehl-i dünya beni Eski Said zannedip oraya istediler, gittim. Güz mevsiminin âhirlerinde Ankara’nın benden çok ziyade ihtiyarlanmış, yıpranmış, eskimiş kalesinin başına çıktım. O kale, tahaccür etmiş hâdisât-ı tarihiye suretinde bana göründü. Senenin ihtiyarlık mevsimiyle benim ihtiyarlığım, kalenin ihtiyarlığı, beşerin ihtiyarlığı, şanlı Osmanlı Devletinin ihtiyarlığı ve Hilâfet Saltanatının vefatı ve dünyanın ihtiyarlığı, bana gayet hazîn ve rikkatli ve firkatli bir hâlet içinde, o yüksek kalede geçmiş zamanın derelerine ve gelecek zamanın dağlarına baktırdı ve baktım.”

OKUNMA: 1947

Sorularla Risale