Ana Sayfa

Sorularla Risale

.Bediüzzaman Said-i Nursi'nin de savaştığı 1.Dünya Savaşında Hıristiyan olan Almanlar ile beraber Müslüman olan Osmanlıların ittifak etmesini;" Ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları dost edinmeyin."(Maide 51) ayeti delil getirilerek yanlış bulunuyor ve Said-i Nursi de bu yüzden eleştiriliyor. Buna ne dersiniz?

Şunu belirtelim ki, ittifak "demek", dince imanca ve akidece bir ittifak demek değildir. Hem ittifak, ittihad demek de değildir. İttifak, işbirliği, çalışma ve ticaret ortaklığı gibi manalara gelirken ; ittihad ise, tamamen içli dışlı olmak ve kaynaşmak anlamındadır.1

Yani ittifak halinde; ittifak eden unsurlar kendi  niteliklerini koruyarak, birbirine karışıp, tek bir şey olmadan, belli bir amaç için geçici bir işbirliği yaparlar. Bu durumda ittifak etmeden önce var olan iki  unsur, ittifak ettikten sonra da iki unsur halinde devam eder.

İttihad halinde ise; ittihad eden unsurlar kendi niteliklerini korumayıp, birbirine karışıp tek bir şey olur. Yani birlik olurlar.  Böylece ittihad etmeden önce var olan iki unsur, ittihad ettikten sonra artık tek bir unsur halini alır.2

Öyle ise ittifak, bir Müslüman’ın bir Müslüman’la veya gayr-i müslimle yapabileceği bir anlaşma iken; ittihad  ise, bir Müslüman'ın ancak bir Müslüman’la yapabileceği  imtizaçtır, birlik beraberlik olma durumudur.3

Osmanlı Devleti ile Almanya'nın 1.Dünya Savaşındaki münasebeti ise  savaş için geçerli olan bir anlaşma, yani ittifaktı. Nitekim savaş bittiği sırada Almanya kendi derdine, Osmanlı ise kendi mücadelesine dönmüştü.

Müslümanların ehl-i kitapla ittifak edebilmesini bu ümmete Hz.Peygamber(a.s.m.) ders vermiştir. Evet Hz.Peygamberin(a.s.m.) hayatında ehl-i kitapla ittifak ettiği olaylar pek çoktur. Bunlardan birkaçını burada zikretmek ittifak meselesini anlaşılması açısından gereklidir:

İlk olarak Hz. Peygamber'in Medine halkı olan Yahudilerle yaptığı anlaşmayı zikretmek gerekir.(*) Hz. Peygamber Medine'ye hicret ettikten sonra Mekke'li müşriklerin Medine'ye saldırması ihtimaline karşı; Medine ahalisinin temsilcileri ile görüşmeler yapılarak, elli iki  maddelik sözleşme taraflarca imzalandı.4

Bu anayasaya göre Müslüman ve Yahudiler, dışardan gelecek herhangi bir hücum karşısında beraberce şehri müdafaa edecekler, bu hususta birbirlerinin yardımına koşacaklardır. Bu hücum ister Yahudilere ister Müslümanlara olmuş olsun.5

 Hz. Peygamber burada Müslüman halkın rahat ve emin olmaları için Medine halkı olan Yahudilerle ittifak etmiştir.

İkincisi; Hz. Peygamberin Medine civarı kabilelerinden olan Demre b. Bekiroğullarıyla yaptığı sözleşmedir. Bu yazılı anlaşmada iki tarafın birbiriyle savaşmayacağı, birbirlerinin düşmanlarına yardım etmeyecekleri ve  bu kabile İslam'a karşı çıkıp düşman tavrı takınmadığı sürece Resulullah'tan (a.s.m.) yardım görecekleri yazılıydı.6

Görüldüğü gibi Peygamber Efendimiz, Müslümanlara muaraza vaziyeti almamış, başka kabilelerle, düşmana karşı muvakkaten de olsa bazı anlaşmalara girmiştir.

Bu örnekler neticesinde Müslümanların ehl-i kitapla ittifak edebilmelerinin caiz olduğu anlaşılmıştır.

İttifak meselesinin mahiyetini aydınlattıktan sonra, Maide suresi 51. ayetin bu mesele ile irtibatının tahliline geçelim.

Bu konuda ilk önce şunu söylemek gerekir ki; Kur'an-ı Hakim'in herhangi bir ayetini hiçbir dini bilgiye dayanmadan tefsir etmeye kalkışmak, cesarette ifrat edenlerin işidir. Zira Peygamber Efendimiz(a.s.m.) bu konuda şöyle buyurmaktadır:

İbni Abbas(ra)'dan: Allah Resulü buyurdular ki: "Kim Kur'an hakkında ilimsiz fikir yürütür(tefsir ederse)-diğer rivayette-kendi görüşüyle tefsir ederse, cehennemdeki yerine hazırlansın."(Rudani,Cem'ul-fevaid,2009,452)

Maide Suresi 51.ayeti ( "Ey iman edenler!Yahudileri ve Hristiyanları dost edinmeyin.") Müslümanların ehl-i kitapla olan ilişkisini bütün bütün ortadan kaldırmaz. Nitekim aynı surenin 5. ayetinde Allah(c.c) ehl-i kitap olan kadınlarla evlenmeyi ve onların yemeklerini yemeği caiz kılıyor. Bu durumda Maide Suresi 51. ayeti delil getirerek böyle ortak hareketlere karşı çıkılamaz. Kur'an'ın yasakladığı dostluk, içli dışlı olmak, onlarla Müslümanların sırlarını paylaşmak; hatta Müslümanlara karşı onlarla işbirliği içerisinde olmaktır.7

Diğer taraftan şu ayetler "dost edinilmemeleri "istenilen kafirlerin(özellikle ehl-i kitaptan olanların) bütün kafirler olmadığını açıkça belirtmektedir.

"Ey iman edenler! Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden dininizi alay ve eğlence konusu edinenleri ve kafirleri dost edinmeyin. Eğer iman ediyorsanız, Allah'a karşı gelmekten sakının."(Maide,57)

"Allah sizinle din uğrunda savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayanlara iyilik yapmanızı ve onlara adil davranmanızı yasaklamaz. Çünkü Allah adaletli olanları sever." (Mümtehine,8)8

Maide Suresi 51. ayetin tefsirinde Elmalılı Hamdi Yazır  şöyle demektedir:

"Özetle, onları dost olur sanıp da yakın dostlarınız gibi sıkı fıkı beraberliklere dalmayınız, tuzaklarına düşmeyiniz, isteklerine iştirak etmeyiniz. Şu halde müminler Yahudi ve Hıristiyanlara iyilik etmekten, dostluk yapmaktan, onlara amir olmaktan yasaklanmış değil, onları dost edinmekten ve yardaklık etmekten yasaklanmışlardır.9

Yine bu ayeti kendisine soranlara, ahir zaman müfessiri Bediüzzaman şöyle cevap vermektedir:

Bu nehiy, Yahudi ve Nasara ile yahudiyet ve nasraniyet olan ayineleri hasebiyledir. Hem de bir adam zatı için sevilmez. Belki muhabbet, sıfat veya sanatı içindir. Öyle ise her bir Müslüman’ın her bir sıfatı Müslüman olmadığı gibi, her bir kafirin dahi bütün sıfat ve sanatları kafir olmak lazım gelmez. Binaenaleyh Müslüman olan bir sıfatı veya bir sanatı istihsan etmekle iktibas etmek neden caiz olmasın? Ehl-i kitaptan bir haremin olsa elbette seveceksin.

Saniyen: Zaman-ı Saadette bir inkılab-ı azim-i dini vücuda geldi. Bütün ezhanı nokta-i dine çevirdiğinden, bütün muhabbet ve adaveti o noktada toplayıp muhabbet ve adavet ederlerdi. Onun için gayr-ı müslimlerle olan muhabbetten nifak kokusu geliyordu. Lakin şimdi alemdeki bir inkılab-ı azim-i medeni ve dünyevidir. Bütün ezhanı zabt ve ukulü meşgul eden nokta-i medeniyet, terakki ve dünyadır. Zaten onların ekserisi, dinlerine o kadar mukayyed değildirler. Binaenaleyh onlarla dost olmamız, medeniyet ve terakkilerini istihsan ile iktibas etmektir. Ve her saadet-i dünyeviyenin esası olan asayişi muhafazadır. İşte şu dostluk, katiyyen nehy-i Kur'anide dahil değildir.(Münazarat)

Yani, onları Yahudi ve Hristiyan oldukları için dost edinmeyeceğiz. İslam'ın nuruna kavuşan bir kişinin batıl dinlere ve onların mensuplarına dostluk beslemesi düşünülemez. Ancak, o kişilerle dünyevi işler olan ticaret, sanat, teknoloji, siyaset konularında diyalog kurarız.  Bütün bunlar onların dinlerini sevmek demek değildir. Üstad'ımız bu manaları işlerken şu çarpıcı örneği verir:

"Ehl-i kitaptan bir haremin olsa elbette seveceksin."

İslam hukukunda ehl-i kitaptan kız alınabilir, onlarla evlenmek caizdir. Bu cevaza binaen bir Müslüman bir Hıristiyan'la evlense, onun hanımı olması cihetiyle sevebilir. Bu sevgi ayetin yasakladığı dostluğa dahil değildir. Ancak onu Hıristiyan olduğu cihetiyle, yani dininden dolayı sevemez.

Üstad, söz konusu soruya verdiği cevabın son kısmından önce "onların dinlerine çok fazla bağlı olmadıklarına" dikkat çeker, daha sonra onlarla münasebet kurmamızın iki önemli yönünü nazara verir: Birisi, onlardan medeniyet ve terakki noktasında istifade etmemiz. Diğeri ise, onlarla iyi geçinerek, asayişi muhafaza etmemiz.10

Yapılan tahkikat sonucunda Osmanlı Devleti'nin Almanya ile ittihad etmeyip ittifak ettiği, ve bu tür ittifakı Peygamber Efendimizden(a.s.m) ders aldığı ve Maide Suresi 51. ayetinin bu savaşla irtibatlandırılacak bir yönünün olmadığı meydana çıkmıştır.

Tek dertleri Said-i Nursi'yi karalamak olanların, suret-i haktan görünüp, güya ayeti delil getirerek savaşta Osmanlı'yı dinen haksız çıkarıp;  Said Nursi'yi de savaşmış olması hasebiyle haksız çıkarmak için bu kadar ileri gidip, bu savaşta savaşıp şehit olan iki milyon şehidin kanlarını hiçe saymaları hayırsızlıkların en hayırsızıdır.

 Kaynaklar:

1.Abdülkadir Badıllı,Güneş Üflemekle Sönmez,s.22

2.Ömer Sevinçgül,Özel Lugat Kelime-Terim-Terkip,s.322

3.Badıllı,Güneş Üflemekle Sönmez,s.22

(*)Peygamberimiz(a.s.m) o sırada bütün Medine halkından temsilcilerle görüşüp sözleşme yapmış yani sözleşme Medinedeki her türlü inançtan insana şamildi.Ancak o sırada Medine'de Müslümanların dışında ekseriyet itibariyle Yahudiler bulunduğu için Peygamberimizin Yahudilerle yaptığı anlaşma olarak bilinir.N.C

4.Salih Suruç,Peygamberimizin Hayatı,s.356,Abdülaziz Hatip,Kur'an ve Hz.Peygamber aleyhindeki iddialara cevaplar,s.156

5.Suruç,Peygamberimizin Hayatı,s.357

6.a.g.e,363

7.İsmail Mutlu,Dinlerarası Diyalogda Tehlikeli Dönemeç ve Kırmızı Çizgiler,s.303

8.a.g.e.,s304

9.Elmalılı Hamdi Yazır,Hak Dini Kur'an Dili,3.cilt,s.291

10.Alaaddin Başar,Sorularla Risale-i Nur Dersleri 1,s.104-105

OKUNMA: 7002

Nurettin CEYLAN