Ana Sayfa

Sorularla Risale

Risaleler son zamanların en kapsamlı imani eseridir, bundan şüphem yok. Ancak Üstad'ın ebced ve cifir hesaplarından çok az da olsa bahsetmesi, tenkid ediliyor ve bazı insanlar sırf bu yüzden Risaleleri okumuyor ve hakikatlerden mahrum kalıyor. Üstad'ın bunlardan bahsetmesine ne gerek vardı? Mesela otuz üç ayet Risalelere işaret etmeseydi, benim nazarımda Risalelerin kıymeti azalmazdı ki... Üstadımızın bu metodunun hikmeti nedir?

Bediüzzaman Hazretlerinin bulunduğu dönemi iyi düşünmek gerekir. Onun özet ifadesiyle, müthiş bir yangın var,  alevleri göklere yükseliyor ve içinde onun manevi evlatları, yani insanlar yanıyor. Bu yangını söndürmek ve evlatları olarak gördüğü insanları bir anne, bir baba şefkatıyla o yangını söndürmeye ve o insanları kurtarmaya koşuyordu. Böyle bir durumda kendisini can kurtaran bir itfaiye memuru olduğunu bildirmesi gerekirdi.  Çünkü, insanların güvenini  kazanması ve işaret ettiği yangın merdivenini derhal kullanmaları için  kendisinin Allah tarafından -bir müceddid olarak- bu  asrın manevi yangınını söndürmekle görevli olduğunu açıklaması ve bunu ispat etmesi çok büyük önem arz ediyordu.

Bu sebeple elinde bulunan Risale-i Nur Külliyatı'nın Kur’an tarafından kabul gördüğünü, işaretlerine mazhar olduğunu bildirmesi kadar tabii bir şey olamaz. 

Bu büyük dava uğruna bütün hayatını feda etmiş, hatta iki dünyasının bütün lezzetlerini, makamlarını göz ardı etmiş bir ihlasla çalışan bir insanın, bu manevi itfaiye göreviyle memur olduğunu insanlara bildirip ilan ve ispat etmesi adına attığı her adımı, sarf ettiği her sözü, gösterdiği her davranışı, ancak yangın içerisinde cayır cayır yanma tehlikesiyle karşı karşıya olan evlatlarını kurtarma yolunda her şeyini ortaya koyan bir annenin çırpınışları olarak değerlendirmek gerekir.

- Korsan, acemi  itfaiyecilerin kol gezdiği bir bölgede, devlet destekli profesyonel bir itfaiyecinin kimliğini doğru gösterip ispat etmesi, itfaiye araçları kadar önemlidir. Çünkü, insanların gösterilen yangın merdivenini tereddütsüz kullanmaları, açılan atlama çarşafına güvenerek atlamaları için bu şarttır.

- Risale Nur'da bir munasebetle verilen “Acaba ışıkla celp edip  topuzla dövmek mı istiyor?” misalinde olduğu gibi, insanların durumlarını acil olarak düzeltmek için bu kuşkuları per taraf etmek büyük önemi haizidir.

- Oysa, herkes ehl-i tahkik olmadığı gibi, o dönemde meseleyi  tahkik edecek fazla vakitleri de yoktur. Bunun en pratik yolu, Üstat nazarında hiç şüphe olmayan bir gerçeği ifadesi olarak, Risale-i Nur'un Kur’an'ın işaretine mazhar bir eser olduğunu has talebelerine mahremce bir harem dairesinde ilan etmektir. Üstad da onu yapmıştır.

- Ayrıca, yine Risalelerde vurgulandığı üzere, "halk kitlesini  bir sözün ilmi, akli yönünden ziyade, mehazındaki kutsiyeti imtisale sevkeder." Risale-i Nur'un Kur’an’a aykırı bir tarafının olup olmadığını düşündürecek tereddütlerden kurtulmanın da en kolay yolu, onun Kur’an'ın işaretlerine mazhar olduğunu vurgulamaktır. Bu işaretlerle böyle bir kutsiyete vurgu yapılmıştır.

- Bizlerin, o zamanın şartlarını düşünmeden, konuya uzaktan bakıp kendimizi misal alması ve kıyas binnefs yaparak “bu tür işaretler olmasa bile bizim için yeterlidir” dememiz sağlıklı bir değerlendirme değildir.

- Şablonun diğer tarafı da şudur: Kur’an’ın etrafındaki surlar kırılmış, doğrudan Kur’an’a hücumlar başlamıştır. Bu durumda Kur’an’ın kendi kendini müdafaa etmekten başka bir seçenek yoktur. Bu müdafaa ise, Kur’an’ın kendi semavi kimliğini, mucizeliğini ortaya koymasıdır. Kur’an’ın bu mucizeliğini ortaya koymakla görevli olduğunu düşündüğünü, onun rüya-yı sadıka dediği bir misali vakıada annesiyle birlikte Ararat dağının altında verdiği şu kararından anlıyoruz:

“Eski Harb-i Umumî'den evvel ve evâilinde, bir vakıa-i sadıkada görüyorum ki: Ararat Dağı denilen meşhur Ağrı Dağı'nın altındayım. Birden o dağ, müdhiş infilâk etti. Dağlar gibi parçaları, dünyanın her tarafına dağıttı. O dehşet içinde baktım ki, merhum vâlidem yanımdadır. Dedim: "Ana korkma! Cenab-ı Hakk'ın emridir; o Rahîm'dir ve Hakîm'dir." Birden o halette iken, baktım ki mühim bir zât, bana âmirane diyor ki: "İ'caz-ı Kur'anı beyan et."

"Uyandım, anladım ki: Bir büyük infilâk olacak. O infilâk ve inkılabdan sonra, Kur'an etrafındaki surlar kırılacak. Doğrudan doğruya Kur'an kendi kendine müdafaa edecek. Ve Kur'ana hücum edilecek, i'cazı onun çelik bir zırhı olacak. Ve şu i'cazın bir nev'ini şu zamanda izharına, haddimin fevkınde olarak, benim gibi bir adam namzed olacak ve namzed olduğumu anladım.”(1).

İşte Bediüzzaman, bu zamanda Kur’an’a yapılan alçakça hücumlar zamanında, onun mucizeliğini ortaya koymanın zamanının geldiğini görmüş ve bu görevi  yerine getirmek için her türlü şartlarda, her türlü silahı kullanmaya kendini mecbur hissetmiştir.  Kur’an’ın bizzat gözle görülen büyük bir esere işaretini gözler önüne sermesi,  Kur’an’ın belagat ve diğer ilmi vechelerini anlamaya kabiliyetleri olmayan o günkü ve bu günkü insanların büyük çoğunluğuna, en kısa yoldan Kur’an’ın mucizeliğini ortaya koyma adına yaptığı bir müdafaa anlamına gelmektedir.

- Bu konuda Üstad'ın şu sözleri de büyük önemi haizidir:

“Nev'-i insanın yüzde sekseni ehl-i tahkik değildir ki, hakikata nüfuz etsin ve hakikatı hakikat tanıyıp kabul etsin. Belki surete, hüsn-ü zanna binaen, makbul ve mutemed insanlardan işittikleri mesaili takliden kabul ederler. Hattâ kuvvetli bir hakikatı, zaîf bir adamın elinde zaîf görür ve kıymetsiz bir mes'eleyi, kıymetdar bir adamın elinde görse, kıymetdar telakki eder."

"İşte ona binaen, benim gibi zaîf ve kıymetsiz bir bîçarenin elindeki hakaik-i imaniye ve Kur'aniyenin kıymetini, ekser nâsın nokta-i nazarında düşürmemek için, bilmecburiye ilân ediyorum ki: İhtiyarımız ve haberimiz olmadan, birisi bizi istihdam ediyor; biz bilmeyerek, bizi mühim işlerde çalıştırıyor. Delilimiz de şudur ki: Şuurumuz ve ihtiyarımızdan hariç bir kısım inayata ve teshilâta mazhar oluyoruz. Öyle ise, o inayetleri bağırarak ilân etmeye mecburuz.”(2)

Dipnotlar:

(1) bk. Mektubat, Yirmi Sekizinci Mektup, Yedinci Risale olan Yedinci Mesele.

(2) bk. age. Yedinci Sebep.

OKUNMA: 3145

Sorularla Risale