Ana Sayfa

Sorularla Risale

Said Nursi Gerçeği İddialarına Cevaplar - Giriş

 

Bismillahirrahmanirrahim.

Baştan sona iftira, yalan, cerbeze, saptırma, hakaret ve küfürle dolu "Said Nursi Gerçeği” adlı videoda yer alan iddialara cevap vermenin, bir zaman ve emek israfı olduğunu biliyoruz. Zira söz konusu videoyu izleyen her vicdan ve izan sahibi, sadece kullanılan üsluba baksa, bu çalışmanın bir art niyet ve saldırı ürünü olduğunu görecektir. Zira bir Müslüman, hatalı gördüğü din kardeşini, yanlışından dolayı uyarırken, şefkatle ve merhametle uyarır; hakaretle ve küfrederek değil. Hâlbuki bu belgeselde, tamamen ön yargı olduğu için, baştan sona  hakaret, saldırı ve küfür vardır.

Diğer yandan, uyarılan kişi veya kişiler sıradan ve bir avuç insan değildir. Küfür ve dinsizliğin hâkim olduğu en zor zamanlarda dine hizmet etmiş ve etmekte olan, milyonlarca Müslüman’ın gönlünde taht Kuran, binlercesi ilahiyatçı olmak üzere milyonlarca ilim ehlini ve akademisyeni bünyesinde barındıran bir camiadır.

Bediüzzaman ise, bugün eserleri gizli saklı okunan bir alim değildir. Eserleri ve hayatı üzerinde yüksek lisans ve doktora tezleri hazırlanan, yüzlerce üniversitede ve farklı platformlarda, kendisi ve eserleri üzerinde sempozyumlar, paneller, konferanslar yapılan, kitaplar ve makaleler yazılan, başta Ezher Üniversitesi hocaları olmak üzere İslam alimleri tarafından taktir ile yâd edilen bir şahsiyet  söz konusudur.

Risaleler, yetmişten fazla dünya diline çevrilmiş ve bugün dünyada en çok okunan eserler arasında yer almaktadır.

Bu eserlerde eğer iddia edildiği gibi vahim hatalar varsa, nasıl oluyor da bu kadar ilim ehli, hiçbir mecburiyetleri olmadığı halde takdirle ve hayretle okuyor ve istifade ediyor?

Nitekim müddei bunu izah edemiyor. İşin içinden çıkamadığı için de, “cemaat mensuplarını, aldatılmış birkaç cahil cühela” diye tarif ediyor.

Bu kadar insan ve ilim ehlinin, eğer iddialar doğru ise, bu yanlışlarda ittifak etmesi mümkün müdür?

Ya bu iddialar doğrudur ve bugüne kadar İslam’a hizmet eden milyonlarca Müslüman yanlış yoldan gidiyor ve kandırılmıştır diyeceğiz veya bu belgeseli hazırlayan bir avuç art niyetli insanları müfteri kabul edeceğiz.

“Çamur at izi kalsın.” mantığıyla hazırlanan bu belgeseldeki iddialara yine de tek tek cevap vereceğiz. Zira Bediüzzaman ve eserlerini bilmeyenler bu iddiaları doğru kabul edebilirler veya kafalarında soru işaretleri kalabilir.

Ancak biz saldırılara cevap verirken, küfür ve hakaret içeren bir üslup kullanamayız. Şüphesiz herkes kendi karakterinin gereğini sergiler. Hazreti Peygamber (asm)’in ahlakı ile ahlaklanmış bir karakter böyle bir üsluba tenezzül edemez. Diğer yandan, Bediüzzaman, Kur’an’ın bu asra bakan bir tefsiri olan risalelerinde, gelecekte bu tür saldırıların olacağını, Allah’ın inayeti ile bilmiş ve nasıl bir üslup ile cevap vermemiz gerektiğini dahi bildirmiştir. Tek kelimesini değiştirmeden, söz konusu ifadeleri olduğu gibi buraya alıyoruz:

 

 “İleride, meşrebini çok beğenen bazı zatlar ve hodgâm bazı sofi-meşrepler ve nefs-i emmaresini tam öldürmeyen ve hubb-u cah (makam sevgisi) vartasından kurtulmayan bazı ehl-i irşad ve ehl-i hak, Risale-i Nur’a ve şakirtlerine karşı kendi meşreplerini ve mesleklerinin revacını ve etbâlarının (tabilerinin) hüsn-ü teveccühlerini muhafaza niyetiyle itiraz edecekler; belki dehşetli mukabele etmek ihtimali var. Böyle hadiselerin vukuunda, bizlere, itidâl-i dem (soğuk kanlı olmak) ve sarsılmamak ve adavete girmemek ve o muarız taifenin de rüesalarını (reislerini) çürütmemek gerektir.”

“Muarızlara (saldıranlara) hiddet ve tehevvürle (sertlikle) ve mukabele-i bilmisille (aynı şekilde karşılık vermekle) karşılamamalı. Yalnız kendilerini müdafaa için musalahakârâne (barışçıl bir üslupla), medâr-ı itiraz (itiraz edilen) noktaları izah etmek ve cevap vermek gerektir.”

“Çünkü bu zamanda enaniyet çok ileri gitmiş. Herkes, kameti miktarında bir buz parçası olan enaniyetini eritmeyip bozmuyor, kendini mazur biliyor; ondan nizâ (kavga) çıkıyor. Ehl-i hak zarar eder; ehl-i dalâlet istifade ediyor.”
(1)

 

İşte kemal ve büyüklük budur. Kendisine saldıranları kafir ve hain diye ilan etmiyor. Hak ve irşad ehli diyerek başlıyor ve talebelerini oyuna gelmesinler diye uyarıyor. Özetle şunu söylüyor:

Hak ve İslam ehli olanlar, kendi aralarında mücadele edip, birbirine saldırırken, küfür ve dalalet ehli ancak bundan fayda sağlar. Dolayısı ile biz aynı oyuna gelmeyelim, sadece itiraz edilen noktaları izah edelim, şahısları hedef alıp, onlara saldırmayalım, aynı üslup ile karşılık vermeyelim, diyor Bediüzzaman. İnşallah biz de iddialara cevap verirken bu ölçülere dikkat eder, nefsimize uymayız.

Şimdi videodaki iddialara sırası ile cevap vermeye çalışalım. İddialara cevap verirken, iddiaları baştan sona tekrar etmek, bu çalışmayı çok uzun kılacağı için, birkaç cümle ile iddiaları ifade edip cevaplarına geçeceğiz.

(1) bk. Kastamonu Lahikası, (120. Mektup)

OKUNMA: 10467

Sorularla Risale