Ana Sayfa

Sorularla Risale

12. Müddei Bediüzzaman’ın “Bu hizmete, yani ehl-i imanı dalâlet-i mutlakadan kurtarmaya, lüzum olsa dünyevî hayat gibi, uhrevî hayatımı da feda etmek bir saadet bilirim. Binler dostlarım ve kardeşlerimin cennete girmeleri için, Cehennemi kabul ederim.” sözlerine itiraz ederek ona hakaretler savurmaktadır.

 

İddiaya Cevap:

Bediüzzaman Hazretleri “Kur’an’ımız yeryüzünde cemaatsiz kalırsa” şartına bağlı olarak “Cenneti istemem, cehenneme razıyım” derken, cehennem ya da cennet hafife alınmıyor. Kur’an ve Kur’an’a hizmet davasını yüceltiyor.

En basit zihinli biri bile bu cümlenin Kur’an’a olan iştiyaktan kaynaklandığını bilir. Bediüzzaman, Kur’an hizmeti uğrunda nelerin feda edilebileceğini ve nelere katlanılabileceğini, bu cümle ile en güzel şekilde ifade etmektedir.

Bu cümleyi okuyan her Nur talebesi Kur’an’ın hayata hakim olması ve insanların gönüllerinde makes bulması için şevke gelmiş ve birçok Nur talebesi, hayatını vakfederek imana Kur’an’a hizmet etmiş ve etmektedirler.

Bu cümleyi, Furkan suresi otuzuncu ayette geçen,

 

"Peygamber der ki, ‘Ey rabbim! Kavmim şu Kur’an’ı terk edilmiş bir şey haline getirdi.' "(Furkan, 25/30)

 

 şeklindeki peygamberî teessürün, Bediüzzaman’daki bir yansıması olarak görüp hüsnüzan etmek varken, bu hakaret ve saldırı nedendir acaba?

Bu konuya ışık tutacak bir kaç  ayeti daha hatırlatmakta fayda görüyoruz:

 

“(Ey Peygamber!) Onlar dosdoğru imân etmeyecekler diye neredeyse kendine yazık edip kıyacaksın.” (Şuara, 26/3)

 

Hz. İbrahim (as) de davası uğruna cehennem gibi bir ateşe girmeyi tercih etmişti. Hz. İbrahim (as)’in davası tevhit inancını bayraklaştırmak, Allah’ın kelimesini yüceltmek ve insanların imanlarını kurtarmaktır. Aşağıda mealleri verilen ayetlerde bunları görmek mümkündür.

 

İbrahim'i de gönderdik. O kavmine şöyle demişti: Allah'a kulluk edin. O'na karşı gelmekten sakının. Eğer bilmiş olsanız bu sizin için daha hayırlıdır.”


Siz Allah'ı bırakıp birtakım putlara tapıyor, asılsız sözler uyduruyorsunuz. Bilmelisiniz ki, Allah'ı bırakıp da taptıklarınız, size rızık veremezler. O halde rızkı Allah katında arayın. O'na kulluk edin ve O'na şükredin. Ancak O'na döndürüleceksiniz.”

 
“Eğer (size tebliğ edileni) yalan sayarsanız, bilin ki sizden önceki birçok milletler de (kendilerine tebliğ edileni) yalan saymışlardır. Peygamber'e düşen, yalnız açık bir tebliğdir.(Ankebut, 29/16-18).

 

İnkârcılar ise seni ateşe/cehennem atacağız dediler; fakat o davasını cehenneme girmekten daha üstün tuttu. İlgili ayetin meali şöyledir:

 

“Halkının ona verdikleri cevap: 'Öldürün onu!' veya 'Ateşe atın!..' demekten başka bir şey olmadı. Ateşe attılar, ama Allah onu ateşten kurtardı. Elbette bunda iman edecek kimseler için ibretler vardır.”(Ankebut, 29/24).

 

Hz. Enes ve Hz. Ebu Ümame’den rivayet edildiğine göre,: Resulullah (asm) şöyle buyurdu:


“Üç şey var ki, kim onları içinde hissederse, imanın tadına varacak:
- Allah ve resulünü her şeyden daha çok sevmek,

- Sevdiği kimseleri sırf Allah için sevmek,

- Allah’ın kendisini küfürden kurtardıktan sonra, yeniden ona dönmeyi cehenneme girmekle eş tutmak.”(1)

 

Son olarak bu konuda, büyük zatların tespitlerinden bir kaç örnek vermek isteriz.

Ebu Süleyman ed-Dârânî şöyle demiştir:

 

“Allah'ın birtakım kulları vardır. Ne ateşin korkusu ve ne de cennetin ümidi onları Allah'tan meşgul etmez. O halde, dünya onları Allah'tan nasıl meşgul edebilir?”

 

Mâruf-u Kerhî'ye, ihvanından biri sordu:

 

- Ey Ebu Mahfuz! Bana söyler misin, seni halktan ayırıp ibadete daldıran nedir?
Mâruf-u Kerhî sustu. Sonra suali soran dedi ki:
- Ölümün hatırlanması mıdır?
- Ölüm de ne imiş!
- Kabir ve berzahın hatırlanması mıdır?
- Kabir de ne imiş!
- Cehennem korkusu veya cennet ümidi midir?
- Bunlar da ne imiş! Bir sultan vardır ki bütün bunlar onun kudret elindedir. Eğer O'nu seversen, bütün bunları sana unutturur. Eğer Onunla aranda bir marifet varsa, bütün bunların yerine geçer.(2)


Süfyan es-Sevrî, Rabia Hatun'a şöyle sordu:

 

“Senin imanının hakikati nedir?”

 Rabia Hatun:

 

“'Ben asla ateşin korkusundan veya cennetin sevgisinden dolayı Allah'a ibadet etmedim ki, kötü bir işçi gibi olayım. Aksine sevdiğimden ve iştiyakımdan dolayı Allah'a kulluk yaptım!” diye cevap verdi.
 

Rubûbiyet cemâlini mütalaa etmenin lezzeti öyle bir lezzettir ki, Hz. Peygamber (asm) Rabb’inden hikâye ederek onu şu şekilde ifade etmiştir:

 

“Salih kullarıma hiçbir gözün görmediği ve hiçbir kulağın işitmediği ve hiçbir beşerin kalbine gelmeyen şeyleri hazırladım. Bu lezzetlerin bazısı, kalbinin saflığı ve temizliği zirveye varmış kimseler için daha dünyada iken verilmiştir ve bunun için de bazıları şöyle demiştir:

 

 

“Ben ‘Yâ Rab! Ya Allah!’ diye çağırıyorum ve görüyorum ki bu, kalbimin üzerine dağlardan daha ağır geliyor; zira çağırmak ancak perdenin arkasından olur.

 

Acaba yanında oturanı uzakmış gibi çağıran birini hiç gördün mü? Bunun için bazıları der ki: 'Kişi bu ilimde zirveye vardığında halk ona taşlar atar!' Yani onun konuşması halkın akıllarının hududunu aşar.“ (Buhari, Bed’ü’l-Halk: 8, Tefsîr-u Sûreti: 32:1)(3)


Dipnotlar:

(1) bk. Buharî, İman 14; Müslim, İman 43; Mecmau’z-Zevaid, 1/89.

(2) bk. İmam Gazali, İhyau’l-Ulum, IV/310.

(3) bk. age.

OKUNMA: 2998

Sorularla Risale