Ana Sayfa

Sorularla Risale

50. "Said Nursi’nin ve talebelerinin gördüğü veya gördüklerini iddia ettiği birçok rüyaları Risalelerde yer almakta ve haddinden fazla bu rüyalara önem verilmektedir. Hâlbuki, rüyanın dinimizde hiçbir değeri yoktur."

 

İddiaya Cevap:

Bu insafsız cahiller, rüyaların bir değer ifade etmediğine veya -ima ile de olsa- böyle rüyaların görülmesinin mümkün olmadığına dair hükmü hangi ilmî kriterlere, -en ufak bir işaret olsun- hangi ayet veya hadise dayandırıyorlar?

- Kıssaların en güzeli olan Yusuf suresi baştan sona kadar Hz. Yusuf (as)’ın rüyasını ve onun tabir ettiği rüyaların hakikatlerinden bahsetmektedir.

- Kur’an’dan sonra İslam ümmetinin en sağlam kaynak kabul ettiği Buhari ve diğer Kütüb-ü Sitte’de rüyalar için ayrı bölümler açılmıştır. Buhari “Kitabu’t-Tâbir” adlı bölümün 48. babı için “Sabah namazından sonra yapılan rüya tabirleri.” unvanını kullanmıştır. Buhari bu babın ilk hadisini Semüre b. Cündüb’den rivayet etmiş ve onun

 

 “Hz. Peygamber (asm)’in sahabelerinden en fazla sorduğu şey:  ‘Bugün kiminiz rüya görmüştür?’ şeklindeki sözü olduğu”na dair sözlerine yer vermişitir. (1)

 

Hz. Peygamber (asm):

 

“Rüya vahyin kırk altı cüzünden bir cüzdür.” buyurmuştur.

 

“Zaman yaklaştığında, müminin rüyası neredeyse hiç yanlış çıkmaz. En doğru sözlü olan kimsenin rüyası da en doğrudur. Rüya, nübüvvetin kırk parçasından bir parçadır." (2)

 

- Doğru sözlü olan müminlerin rüyaları da o nispette doğru çıkar.

 

“Müminin rüyası neredeyse hiç yalan çıkmaz. Dili en doğru olanın rüyası da en doğru olur.” (3).

 

“Kim beni rüyada görürse, muhakkak ki o beni görmüştür. Çünkü şeytan benim suretime giremez. Müminin rüyası nübüvvetin kırk parçasından bir parçadır." (4) şeklindedir.

 

- Hz. Enes anlatıyor:  Resulullah (asm) şöyle buyurdu:

 

 "Risalet ve nübüvvet muhakkak kesildi. Benden sonra ne resul ve ne de nebi vardır.”


Bu durum insanların gücüne gitti. Bunun üzerine Resulullah buyurdu ki:


"Fakat, mübeşşirat (müjdeciler) vardır."

 

Orada bulunanlar dediler ki:
 

“Ey Allah’ın Elçisi, mübeşşirat nedir?”

 

 Hz. Peygamber dedi ki:

“Müslüman’ın rüyasıdır ve o, peygamberliğin cüzlerinden bir cüzdür.” (5)


Kuşkusuz, İslam literatüründe “Rüyalarla amel edilmez.” diye bir kural vardır. Peki diğer yandan Allah’ın “kıssaların en güzeli” olarak nitelendirdiği Yusuf suresinin muhtevasını bir kaç rüya ve onların tevil ve tabirleri üzerine tesis etmesi, en sahih hadis kaynaklarında belirtildiği üzere, Hz. Peygamber (asm)’in rüyalara bu kadar değer vermesi ile bu kuralı nasıl bağdaştıracağız?  Bu çelişki gibi görünen manzarayı şeffaf bir ilim aynasında yansıtmadan, ilmi kriterler kullanarak bu çelişki görüntüsünü ortadan kaldırmadan, meşhur olmuş “Rüyalarla amel edilmez.”  ifadesini sakız gibi çiğnemenin hiçbir yararı olmaz. Çünkü, Allah rüya ile amel edileceğini göstermiş, Kur’an’dan koca bir sureyi rüyalara ayırmıştır. Onun Resulü (asm) de rüya ile amel etmiştir.

- İşte Hz. Yususf (as)’a rüya tabirlerinin öğretilmesi Allah’ın büyük bir lütfü olarak gösterilmiştir:

 

“Rabbin seni öylece seçecek, sana rüya tabirini öğretecek ve daha önce büyük babaların İbrâhim ile İshak’a olan nimetini tamamına erdirdiği gibi, sana ve Yâkub ailesine de nimetini kemale erdirecektir. Çünkü Rabbin her şeyi hakkıyla bilir, tam hüküm ve hikmet sahibidir.”(Yusuf, 12/6)

 

- İşte Hz. Yusuf (as)’ın hapis arkadaşlarının rüyalarını tevil ve tabir etmesinin doğruluğunu Allah tasdik etmiştir:

 

“(Ey hapis arkadaşlarım, gelelim rüyalarınızın tabirine:) Sizden biriniz, efendisine yine şarap sunacak, öbürü ise asılacak, kuşlar da başını gagalayacak. İşte yorumunu istediğiniz iş, böylece halledilip sonuçlandırılmıştır. Onlardan kurtulacağını anladığı arkadaşına: ‘Efendine benden bahset, suçsuz olduğumu hatırlat.’ dedi. Fakat şeytan, efendisine söylemeyi ona unutturdu. Böylece Yusuf birkaç yıl daha hapishanede kaldı.”(Yusuf, 12/41-42).

 

- İşte Kralın rüyasını tevil ve tabir eden Hz. Yusuf (as)’ın bu tevili hem Kur’an tarafından, hem Kitab-ı Mukaddes tarafından  hem de tarih tarafından onaylanmıştır:

 

“Yusuf: ‘Yedi sene, bildiğiniz şekilde ekin ekersiniz. Ama biçtiğinizi, yiyeceğiniz az miktar dışında, başağında bırakır, depolarsınız. Sonra, bunun peşinden yedi kurak yıl gelecek, tohumluk olarak saklayacağınız az bir miktar dışında, önce biriktirdiklerinizi yiyip tüketirsiniz. Sonra onun arkasından bir yıl gelecek ki, halk bol yağmura kavuşacak, sıkıntıdan kurtulacak, bol meyve sıkıp hayvanları sağacaklar.”(Yusuf, 12/47-49; KM, Tekvin 41. Bölüm)

 

- Ayrıca  Hz. Peygamber (asm) de, bir arkadaşının gördüğü rüya ile amel etmiş ve on beş asırdan beri İslam’ın en büyük şiarı olarak günde beş defa minarelerden okunan Ezan-ı Muhammedi’yi ümmetine bir sünnet-i müekkede, hatta bir farz-ı kifâye şeklinde -kutsal bir görev olarak- yüklemiştir.

“Abdullah b. Zeyd (r.a) anlatıyor:

 

“Rasulullah (asm), halkı namaz için toplamak maksadıyla çalınmak üzere bir çan yapılmasını emrettiği zaman, ben uyurken (rüyamda) yanıma bir adam geldi. Elinde bir çan vardı. Ben: “Ey Allah’ın kulu, bu çanı bana satar mısın?” dedim. Adam: “Pekala, ama bunu ne yapacaksın?” dedi. Ben: “Bununla insanları namaza çağıracağım” dedim. Bana: “Sana bu iş için daha hayırlı bir söz göstereyim mi?” dedi. Ben de ona: “Elbette!” dedim. “Öyleyse şunu söyle!” diyerek bana (ezan) öğretti...”

Sabah olunca Rasulülah (asm)’e gelerek (rüyamda) gördüklerimi haber verdim.
Bana: “İnşallah bu hak bir rüyadır. Kalk rüyada öğrenmiş olduğunu Bilal’e öğret. O bunları söyleyerek ezan okusun. Zira onun sesi senden daha gür!” buyurdu. Ben de Bilal’le birlikte kalktım. Ona teker teker arzediyordum. O da bunları yüksek sesle söyleyerek ezan okumaya başladı. Bunu o sırada evinde olan Ömer İbnu’l-Hattab (r.a) işitmişti.

 

Hemen evden çıkıp ridasını çekerek geldi ve:

 

“Ey Allah’ın Resülü! Seni Hak ile gönderen Zat-ı Zülcelal’e yemin olsun, onun gördüğünün aynısını ben de gördüm!” dedi!..

 

Bunu işiten Rasulüllah (asm.) “Elhamdülillah! Şimdi bu daha sağlam oldu!” dedi.(6).

 

- Peki bir yandan Kur’an ve sünnet rüyalarla amel ederken, diğer yandan alimler, neden “Rüyalarla amel edilmez.” Demişlerdir?

Bunun sebebi şudur:

a. Rüyalar üç çeşittir. İki çeşidi gerçekte çıkmayacak olan türlerdir. Bunlar günlük sıkıntı veya neşeden ötürü veya daha önce etkisinde kalınmış olayların -adeta hafızada ve hayalde bir bant şeridi gibi- açılıp yeniden okunan şeylerdir ki, Kur’an’da bunlara “Edğâsu ahlâm” denilmiştir. Bu sebeple, her görülen rüya doğru değildir.

Ancak Hz. Peygamber (asm), kötü rüyanın uğursuzluğuna inanmamayı, güzel rüyaya inanmayı tavsiye etmiştir:

 

 “Rüyanızda güzel şeyler gördüğünüzde, bilin ki o Allah’tandır; kötü bir şey gördüğünüzde ise, onun şeytandan olduğunu bilin; sağ ve sol yanlarınıza “tuh” deyip, şeytanın şerrinden Allah’a sığının (Euzu çekin)”

 

 buyurmuştur. Çünkü, kötü gibi görünen rüyaları takıntı haline getirmek, hem sürekli bir üzüntü kaynağı, hem de Allah’a karşı suizanna sebep kılmak söz konusu olabilir.

b. Rüyalarla amel etmemek demek, İslam’ın hükümlerine ters düşen rüyalarla amel edilmez, demektir. Örneğin, bir hırsızı, bir katili rüya ile tespit edemezsiniz. Çünkü İslam’da suçlar itiraf veya şahitlerle ancak tespit edilir.

c. Zaten -peygamberlere ait olanlar hariç- rüyaların hüküm koyma diye bir fonksiyonları da yoktur.  Ancak rüyaların,  insanlara müjdeler vermek, onların morallerini düzeltmek ve geleceğe ait bazı gaybî haberlerin işaretlerini taşımak, bazı kötülüklerden kurtulmak veya güzel işlere muvaffak olmanın sinyallerini vermek gibi çok önemli fonksiyonları vardır. Nitekim, Resulullah (asm) şöyle buyurdu:

 

"Risalet ve nübüvvet muhakkak kesildi. Benden sonra ne resul ve ne de nebi vardır.”


Bu durum insanların gücüne gitti. Bunun üzerine Resulullah buyurdu ki:


"Fakat, mübeşşirat (müjdeciler) vardır."

 

Orada bulunanlar dediler ki:
 

“Ey Allah’ın Elçisi, mübeşşirat nedir?”

 

 Hz. Peygamber dedi ki:

“Müslüman’ın rüyasıdır ve o, peygamberliğin cüzlerinden bir cüzdür.”(7)

 

Bu hadis-i şeriften de anlaşılıyor ki, sadık rüyaların fonksiyonu vahiyden mahrum kalan insanlar için bir müjdeci olmaktır. İşte Bediüzzaman Hazretleri söz konusu rüyalarda, bu tebşiratlarına  göre amel etmiş ve tamamen sünnet-i seniyeye uymuştur.

Bu arada, “Allah’tan başka kimse gaybı bilemez.” iddiasını durmadan tekrarlayan müddeinin, işine geldiğinde, gayb okuma çabasını acaba nereye koyacağız? İftira atmaya gelince bir kahin kesilen müddei, yoksa iftira ve suizan için gaybı okumayı caiz mi görmektedir?..

 

Müddeinin, Bediüzzaman’a iftira atarken sık sık tekrarladığı cümlelerden bir tanesini buraya alıyoruz:

 

“Saidi Nursi’nin saklandığı tevazu perdesi açıldığında, ortaya çıkacak olan, sadece büyük bir kibir, gurur ve bencilliktir.”

 

Alın size, iftira ve suizan karışımlı bir gayb okuma örneği. Unutmayalım ki, Allah müfterilere perdenin arkasını ve başkasının kalbinde geçeni göstermez. Onu olsa olsa salih ve doğru kullarına bildirir.

 

Dipnotlar:

 

(1) bk. Buharî, Kitabu’t-Tabir, 48.

(2) bk. İbn Mace, Rüya, 9.

(3) bk. bk. İbn Hacer, Fethu’l-Bârî, ilgili hadisin açıklaması.

(4) bk. Buharî, Rüya,10.

(5) bk. Tirmizî, Ru'yâ, 2/2374. Değişik ifadelerle: Buhārî, Ta’bîr, 5/9; İbn Mâce, Ta’bîru’r-Ru'yâ, 1/3896.

(6) bk. Ebu Davud, Salât, 28; Tirmizî, Salât 139, Tirmizi bu hadisin sahih olduğunu belirtmiştir.

(7) bk. Tirmizî, Ru'yâ, 2/2374. Değişik ifadelerle: Buhārî, Ta’bîr, 5/9; İbn Mâce, Ta’bîru’r-Ru'yâ, 1/3896.

OKUNMA: 3852

Sorularla Risale