Ana Sayfa

Sorularla Risale

91. "Said Nursi, kominizme karşı, Nurcular ile misyonerlerin ittifak etmesi gerektiğini ifade etmektedir. Hâlbuki, Allah Hristiyanlar ile dost olmayı yasaklamıştır…"

 

İddiaya Cevap:

Bediüzzaman Hazretlerinin semavi dinleri, özellikle Hristiyanların dindar kesimi olan misyonerlerle birlikte ateizme karşı mücadeleyi önermesi, Kur’an’ın ayetleriyle tamamen örtüşmektedir. Çünkü:

a. Kur’an’da semavi din mensupları “Ehl-i kitap” diye özel bir unvanla anılmışlardır.

b. Ehl-i kitabın müşriklerden farklı bir statüye tabi oldukları, İslam hukukunda bilinen bir husustur.

c.  “Müşrik kadınlar iman etmedikçe onlarla evlenmeyin!”(Bakara, 2/221) mealindeki ayette, müşrik kadınlarla  evlenmek yasaklanmıştır. Keza, müşriklerin kestikleri de yenmez. Çünkü onlar Allah’ın gayrısının adına keserler.(bk. En'am, 6/121ci ayetten bunu anlayabiliriz)

 

Buna mukabil,

 

 “Bugün size temiz ve iyi şeyler helâl kılındı. Ehl-i kitabın kestikleri ve diğer yiyecekleri size helâldir. Sizin yiyecekleriniz de onlara helâldir. Namuslu, zinaya girmemiş ve gizli dostlar edinmemiş insanlar halinde yaşamanız şartıyla, müminlerden hür ve iffetli kadınlarla, sizden önceki Ehl-i kitaptan hür ve iffetli kadınlar da, mehirlerini verip nikâhladığınızda size helâldir.”(Maide, 5/5)

 

 mealindeki ayette, Ehl-i kitabın yiyeceklerini ve kestiklerini yemenin Müslümanlara helal ve Ehl-i kitabın kadınlarıyla evlenmenin caiz olduğu açıkça ifade edilmiştir.

d. Hz. İsa (as) ile Hz. Mehdi birlikte namaz kılarlar ve deccalle birlikte savaşırlar ve Hz. İsa (as) deccalı öldürecek.(Mecmau’z-Zevaid, h. no. 12525) manasına gelen hadis ve benzeri rivayetlerden anlaşıldığı üzere, Hz. İsa ile Hz. Mehdi birlikte -ahir zaman fitnesinin en büyüğü olan deccalle- mücadele edecekler. Bu fitnenin en büyüğü elbette ateizmdir. Ateizmle birlikte ortaya çıkan yüzlerce sosyal ahlaksızlık ve şirk türü de toplumlarda söz konusudur. Bunlara karşı mücadelede elbette semavi din mensuplarının sorumlulukları vardır.

 

Hadislerde Hz. İsa (as) ile Hz. Mehdi’den söz edilirken, elbette sadece iki şahıs olarak değil, onların temsil ettikleri din mensupları kastedilmiştir. Demek ki, bugün Müslümanların Hristiyanların dindar kısmıyla birlikte hareket etmeleri onların önemli bir görevidir. Mesele şahısların meselesi değil, zihniyet meselesidir, iman-küfür mücadelesidir.

Üstad’ın ifadesi ile;

 

“Şahs-ı İsa Aleyhisselâm'ın kılıncı ile maktul olan şahs-ı Deccal'ın teşkil ettiği dehşetli maddiyyunluk ve dinsizliğin azametli heykeli ve şahs-ı manevîsini öldürecek ve inkâr-ı uluhiyet olan fikr-i küfrîsini mahvedecek ancak İsevî ruhanîleridir ki; o ruhanîler, din-i İsevî'nin hakikatını hakikat-ı İslâmiye ile mezcederek o kuvvetle onu dağıtacak, manen öldürecek.”

 

“Hatta, Hazret-i İsa Aleyhisselâm gelir. Hazret-i Mehdi'ye namazda iktida eder, tâbi' olur." diye rivayeti bu ittifaka ve hakikat-ı Kur'aniyenin metbuiyetine ve hâkimiyetine işaret eder.”(1)

 

e.

“Ey iman edenler, Yahudileri ve Hristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin
dostudurlar. Sizden onları kim dost edinirse, kuşkusuz o da onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğunu doğru yola iletmez.” (Maide, 5/51)

 

 mealindeki ayette, onların dinlerine karşı yapılan dostluk yasaklanmıştır, onların yanlış akidelerine taraftarlık yasaklanmıştır.

 

Yoksa bir yandan Ehl-i kitaptan bir kadınla evlenmeye izin veren İslam’ın, diğer yandan bir Müslüman’ın söz konusu hanımını sevmesine ambargo koyması mümkün mü? Bediüzzaman Hazretlerinin ifadesiyle:

 

“Delil kat'iyy-ül metin olduğu gibi, kat'iyy-üd delalet olmak gerektir. Hâlbuki (ilgili ayette) tevil ve ihtimalin mecali vardır. Zira nehy-i Kur'anî âmm değildir, mutlaktır. Mutlak ise, takyid olunabilir. Zaman bir büyük müfessirdir; kaydını izhar etse, itiraz olunmaz. Hem de hüküm müştak üzerine olsa; me'haz-ı iştikakı, illet-i hüküm gösterir. Demek bu nehiy (bu yasak), Yahudi ve Nasara ile Yahudiyet ve Nasraniyet olan âyineleri hasebiyledir. Hem de bir adam zâtı için sevilmez. Belki muhabbet, sıfat veya san'atı içindir. Öyle ise her bir Müslüman’ın her bir sıfatı Müslüman olması lâzım olmadığı gibi, her bir kâfirin dahi bütün sıfat ve san'atları kâfir olmak lâzım gelmez. Binaenaleyh Müslüman olan bir sıfatı veya bir san'atı, istihsan etmekle iktibas etmek neden caiz olmasın? Ehl-i kitabdan bir haremin olsa elbette seveceksin."(2)

 

f.

 “Sen onların dinine uymadıkça, ne Yahudiler ne de Hıristiyanlar senden kesinlikle hoşnut olmazlar…” (Bakara, 2/120)

 

 mealindeki ayetin hükmü, Hz. Peygamber (asm)’in zamanında olan bazı Ehl-i kitapla alakalıdır. Bazı müfessirlerin “o günkü Ehl-i kitap” (İbn Aşur, ilgili ayetin tefsiri) kaydını koymaları da bunun delillidir. Zaten aksini düşünmek mümkün değildir. Çünkü, gerek saadet asrında ve gerek tarih boyunca Yahudi ve özellikle Hristiyanlardan binlerce, belki milyonlarca insanın İslam’a girmesi, bu ayetin mutlak ifadesinin zımnen bazı kayıtlarla mukayyet olduğunun açık göstergesidir.

 

Dipnotlar:

 

(1) bk. Şualar, Beşinci Şua, İkinci Makam.

 

(2) bk. Münazarat, Sualler ve Cevaplar

OKUNMA: 2920

Sorularla Risale