Ana Sayfa

Sorularla Risale

MEŞRUTİYET

Birinci Meşrutiyet, Rumi takvime göre “93 Harbi” diye adlandırılan Osmanlı−Rus Savaşı sırasında, 23 Aralık 1876 tarihinde onaylanarak yürürlüğe girdi. Bu yüzden “93 Meşrutiyeti” de denilir. Anayasanın Sultan İkinci Abdülhamid tarafından Meclis-i Mebusanın (Büyük Millet Meclisinin) 13 Aralık 1878’de kapatılmasıyla sona erdi.

İkinci Meşrutiyet dönemi ise 23 Temmuz 1908’de başladı ve hukûken Saltanatın kaldırıldığı 1 Ekim 1922’ye kadar devam etti. Bazı siyaset bilimcilerine göre bu dönem Mondros Mütarekesinin imzalandığı 30 Ekim 1918’de sona ermiştir.

İkinci Meşrutiyetin ilân edildiği sıralarda Üstad Bediüzzaman, bütün gayretiyle, İslâmda hürriyetin anlamını ve İslâmiyetin siyasî hayat üzerindeki etkilerini açıklayıcı tarzda konuşmalar yaptı, makaleler yazdı. Meşrutiyetin üçüncü gününde, Sultanahmet’te düzenlenen mitingde halka hitaben hürriyeti anlatan bir nutuk okudu. Daha sonra İttihatçıların (İttihad ve Terakki mensupları) ileri gelenleriyle birlikte Selanik’e giderek, Selanik Meydanında Hürriyete Hitap başlıklı bir nutuk verdi. Bu nutukta meşrutiyet ve hürriyet kavramlarının İslâmiyete aykırı olmadığını anlatıyordu ve konuşma metni bir çok gazetede yayınlandı.

İstanbul’da yaşayan ve hamallık yapan Kürtlerin kandırılarak kaos ortamının içine çekilmesinden endişe eden Said Nursî, hamalların yoğun olarak bulunduğu yerleri, özellikle kahvehanelerini gezerek onlara Meşrutiyeti anlattı.

Diğer yandan o dönemde medrese çevresinde yer alan âlimler ve talebeler de meşrutiyetin, anayasanın, hürriyet uygulamalarının İslâmiyet’e aykırı olduğuna inandıkları için içten içe rahatsızdı. Bu rahatsızlığın farkında olan Üstad Bediüzzaman, o devirde yayınlanan bütün gazetelerde makaleler yazarak, İslâmiyet ve meşrutiyet arasındaki uygunluğu, dört hak mezhebin klasik kaynaklarına dayanan delillerle açıklamalarda bulundu. Medrese mensuplarının toplandıkları yerlere giderek etkili hitap ve nutukları ile onları ikna etmeye çalıştı.

Bu arada Meşrutiyetin ilânından dolayı Doğuda meydana gelen gerilimin de farkındaydı. Hemen harekete geçerek aşiret reislerine Bediüzzaman imzasıyla telgraflar çekti. Hükûmet adına çekilen bu telgraflarda, yine meşrutiyetin ve anayasal sistemin İslâmiyete aykırı olmadığını anlattı.

Askerler de yeni yönetimin kendilerine yönelik uygulamalarından rahatsız olunca, bu durumun askeriyedeki itaat ve disiplini bozarak telafisi mümkün olmayan tahribata sebebiyet vermekte olduğunu gören Üstad Bediüzzaman, İstanbul’un muhtelif yerlerindeki avcı taburlarını dolaşarak onlara nasihatlerde bulundu. Askerlere meşveret ve anayasanın İslâmî esaslara tam uyduğunu, İslâmiyetin de üstlere itaati emrettiğini ve siyasete karışmamaları gerektiğini ifade etti.

31 Mart Hadisesinin üçüncü gününde Üstad Bediüzzaman, gazetelerde, ayaklanan askerlere hitaben bir yazı yayınladı. Dördüncü gününde de Harbiye Nezaretine gidip isyan eden askerlere hitap ederek, onları üstlerine itaat etmeye ve isyana son vermeye davet etti.

OKUNMA: 5053

Sorularla Risale