Ana Sayfa

Sorularla Risale

MÛSÂ (A.S.)

Hz. Musâ’nın Firavun ile olan kıssası, Kur’ân’ın bazı sûrelerinde anlatılır. Firavun ve ordusunun Kızıldeniz’de boğulmaları olayından sonra, İsrailoğulları ile ilgili kıssasına da genişçe yer verilir.

Hz. Musâ’nın babasının ismi İmran’dır. Kardeşi Harun (a.s.) onun kardeşidir. Allah-u Teâlâ, Hz. Musâ’yı imana davet için Firavun’a gönderdiğinde, Hz. Harun’u ona yardımcı olarak görevlendirdi.

Hz. Musâ, Mısır’ın çok zor günler yaşadığı bir dönemde doğdu. Bu sırada, ilâhlık iddiasında bulunan Firavun, İsrailoğullarına dayanılamaz baskılar uyguluyordu. Onları köle yapıp en çirkin ve adî işlerde çalıştırıyordu. Kıptî halkının kötü muamelelerinden ve aynı nesepten gelen Firavun’un zulümlerinden bıkmışlardı. Allah-u Teâlâ, İsrailoğullarını bu sıkıntıdan, azgın Firavun’un şerrinden, zulüm ve taşkınlıklarından kurtarmak için Hz. Musâ’yı gönderdi.

Bu sırada Firavun bir gün rüyasında Kudüs tarafından gelen bir ateş gördü. Bu ateş, Mısır’a kadar uzanıp, Firavun’un evlerini yakıyor, fakat sadece Kıptîlere zarar veriyordu. Uyanınca hemen kâhin ve müneccimlerden rüyayı tabir etmelerini istedi. Onlar da, İsrailoğulları içinden bir çocuğun çok yakında dünyaya geleceğini, onun krallığını ortadan kaldıracağını söylediler. Bu haber üzerine telaşlanan Firavun, İsrailoğullarından doğan bütün erkek çocukların öldürülmesini emretti.

Musâ (a.s.) doğunca, annesi çok üzüldü. Allah-u Teâlâ ona korkmamasını, üzülmemesini, çocuğunu emzirmesini, başına geleceklerden korktuğun zaman onu suya (Nil Nehrine) bırakmasını ilhâm etti.

Musâ’nın (a.s.) annesi de ilham edileni yaptı ve yavrusunu bir muhafaza içerisinde Nil’in sularına bıraktı.

Hz. Musâ’yı taşıyan sandık, Allah’ın izniyle dalgalarla sürüklenerek Firavun’un sarayına ulaştı. Firavun’un görevlileri sandığı bulup, Firavun’un karısı Asiye’ye götürdüler.

Firavun çocuğu görünce öldürmek istedi. Ancak Asiye, çocuğu kendisine vermesini istedi. Çünkü hiç çocukları olmuyordu. Bu yüzden onu evlâd edindiler.

Hz. Musâ acıkınca onu emzirmek gerekti. Fakat o kimseden süt emmek istemiyordu. Bunun üzerinde orada bulunan Musâ’nın ablası, “Sizin adınıza ona bakacak, iyi davranacak birisini tavsiye edeyim mi?” diyerek bir teklifte bulundu. Bunun üzerine annesi saraya çağırıldı. Musâ (a.s.) böylece Firavun’un sarayında kendi annesinin kollarında büyüdü.

Musâ (a.s.) yetişip delikanlılık çağına geldiğinde, bir gün şehre indi. Birisi İsrailoğullarından diğeri Kıptîlerden iki kişi kavga ediyordu. Kendi tarafından olan kişi, düşmanına karşı ondan yardım istedi. Musâ (a.s.), onun düşmanına bir yumruk vurdu, ölümüne sebep oldu.

Yardımına koştuğu kişi olayı etrafına yayması üzerine, bütün halk Musâ’nın (a.s.) Mısırlıyı öldürmüş olduğunu öğrendi. Daha sonra bir adam koşarak geldi ve kendisini öldüreceklerini söyledi. Bunun üzerine Hz. Musâ, Medyen e doğru yöneldi.

Bir rivayete göre burada Hz. Şuayb ile karşılaştı. Onun kızıyla nikâhlandıktan sonra Medyen’de kaldı. Hanımının mehri olmak üzere on yıl koyun güttü. Bu sürenin ardından Mısır’a dönmeye karar verdi. Ailesiyle birlikte yola koyuldu. Karanlık ve soğuk bir gecede yolu şaşırdı ve dağ geçidinin yolunu bir türlü bulamadı. Soğuk iyice şiddetlendi. Karısı da hamileydi ve doğum zamanı yaklaşmıştı. Musâ (a.s.) ve ailesinin gerçekten yardıma ihtiyacı vardı. Kur’ân-ı Kerîm’de yer aldığı üzere Musâ (a.s.) Tûr tarafından bir ateş gördü. Ailesine, “Durunuz, ben bir ateş gördüm; belki oradan size bir haber veya tutuşmuş, bir odun getiririm de ısınabilirsiniz” dedi. Oraya gelince, mukaddes yerdeki vadinin sağ yanında yer alan ağaç cihetinden, “Ey Musâ! Şüphesiz ben âlemlerin Rabbi olan Allah’ım” diye seslenildi.

Burada kendisine ve kardeşi Harun’a (a.s.) peygamberlik görevinin verildiği bildirildi ve Firavun’a giderek, yumuşak bir üslûpla hidayete davet etmeleri emredildi.

Hz. Musâ, Allah Teâlâ’nın bu emriyle Firavun’a gitti. Onu güzellikle Allah’a iman etmeye davet etti. Ancak Firavun, bu davete icabet etmedi ve direndi. Hz. Musâ’nın gösterdiğ mu’cizeleri kabul etmedi. Sihirbazlarını toplayıp, Musâ’yı (a.s.) mağlup etmek istedi. Ülkesindeki bütün ünlü sihirbazları çağırttı ve halkın gözleri önünde Musâ (a.s.) ile düzenledi.

Sihirbazlar bütün marifetlerini ortaya koydular. Hz. Musâ elindeki asâsını yere koyduğunda, mu’cize olarak bir ejderhaya döndü ve bütün sihirlerini yuttu. Bunun üzerine sihirbazlar bunu sihir olmadığını anlayarak secdeye kapandılar ve “Âlemlerin Rabbine, Musâ ve Harun’un Rabbine inandık” dediler.

Sihirbazların iman etmeleri, Firavun’u çok kızdırdı. Onları öldürmekle tehdit etti.

Gelişen bu olaylar, Firavun’u daha çok azdırdı ve Musâ (a.s.) ile kavmini ortadan kaldırmadıkça rahata kavuşamayacağına inandı. Musâ (a.s.), Firavun ve kavmini, imana çağırmaya devam etti. Firavun inkâr ettikçe, Allah-u Teâlâ onun kavmine tufan, çekirge, haşarat, kurbağa, kan gibi çeşitli azaplar gönderdi. Ancak bunların hiç birisi, Firavun ve kavmini yola getirmedi.

Allah-u Teâlâ, Musâ’ya (a.s.) İsrailoğullarını Mısır’dan çıkarıp Filistin diyarına götürmesini vahyetti. Musâ (a.s.) ve kavmi bir gece şehirden çıkıp, Kızıldeniz’e yöneldiler. Firavun şehirde İsrailoğullarından hiç bir iz göremeyince, kaçtıklarını anladı ve bütün ordusunu seferber ederek, peşlerine düştü.

Firavun ve ordusu çok geçmeden Kızıldeniz sahillerinde, Hz. Musâ ve İsrailoğullarına yetişti. İsrailoğullarının önlerinde geçilmesi mümkün olmayan bir deniz arkalarında kocaman bir ordu vardı. Hz. Musâ, Allah’ın vahyetmesi üzerine elindeki asâsını denize vurdu. Deniz hemen ikiye ayrıldı. Musâ (a.s.) ve beraberinde bulunanlar karşıya geçmeye başladı. Firavun, ordusuyla onları takib etti. Ancak karşıya geçemeden deniz kapandı ve onları helâk etti.

Firavun ölümün geldiğini anlayınca, “İsrailoğullarının inandığından başka ilâh olmadığına iman ettim. Artık ben de ona teslim olanlardanım” dedi. Allah, “Şimdi mi inandın? Daha önce isyan ve bozgunculuk etmiştin” buyurdu (Yunus Sûresi, 91).

Bu olaydan sonra Allah-u Teâlâ, Hz. Musâ’ya kavmiyle birlikte Beytü’l-Makdis’e (Kudüs) yönelmelerini emretti. Yola koyuldular. Çölde su bulamayıp, şiddetli bir susuzluğa kapıldılar. Gelip Hz. Musâ’ya sitem ve şikâyette bulundular. Allah, Hz. Musâ’ya, âsâsını taşa vurmasını emretti. Vurunca taşın on iki yerinden su fışkırdı. Her on iki kabileden her birisine bir oluk düşüyordu. Onlar bu gözelerden kana kana içtiler, susuzluklarını giderdiler. Allah-u Teâlâ İsrailoğullarına, gökten kudret helvası ve bıldırcın eti de gönderdi. Fakat İsrailoğulları bütün bu nimetlere rağmen, “Ey Musâ! Bir çeşit yemeğe dayanamayacağız. Bizim için Rabbine yalvar da, bize yerin bitirdiği sebze, kabak, sarımsak, mercimek ve soğan yetiştirsin” dediler. Haz. Musâ da onlara “Hayırlı olanı daha düşük şeyle mi değiştirmek istiyorsunuz? Bir şehre inin, orada şüphesiz istediğiniz vardır” cevabını verdi (Bakara Sûresi, 61).

Sonra Allah-u Teâlâ, Hz. Musâ’ya Filistin’e girmelerini emretti. Orada zalim bir topluluk ile karşılaştılar. Musâ (a.s.) kavmine, buraya girip bu zalimlerle savaşmalarını ve onları bu mukaddes beldeden çıkarmalarını emretti. Fakat, İsrailoğulları buna cesaret edemedi. “Ey Musâ! Onlar orada oldukça biz asla oraya girmeyiz. Sen ve Rabbin gidin savaşın, doğrusu biz burada oturacağız” dediler (Maide Sûresi, 24).

Bunun üzerine Allah, onları Tih Çölüne attı ve yollarını şaşırttı. Allah-u Teâlâ, Hz. Musâ’ya “Orası onlara kırk yıl haram kılındı. Yeryüzünde şaşkın şaşkın dolaşacaklar. Sen, yoldan çıkmış bir millet için tasalanma” buyurdu (Maide Sûresi, 26).

Zamanla, bu zillet içinde yaşamaya alışan nesil, yerini hürriyetle yetişen ve izzetle yaşayan bir nesile terketti. Bunlar da bir müddet sonra Mukaddes topraklara girmeye muvaffak oldular.

İsrailoğulları, bu kırk yıl içinde çok çeşitli sapıklık ve isyanlarda bulundular. Hz. Musâ’nın Tûr Dağında kırk gün geçirdiği bir zamanda, Sâmirî isimli bir şahsın imal ettiği ve “işte sizin de Musâ’nın da tanrısı” dediği altın buzağıya tapmaya başladılar. Musâ (a.s.) döndüğünde çok kızdı ve İsrailoğullarını buzağıya tapınmaktan vazgeçirmeye çalıştı. İsrailoğulları ise, her fırsatta isyanlarını çekinmeden sergilediler.

OKUNMA: 2356

Sorularla Risale