Ana Sayfa

Sorularla Risale

ENANİYET

İnsan, enaniyete dayandığında yaptığı işlerde İlâhi kudreti nazara almayıp “Ben yaptım, ben ettim” şeklinde gururlanır.

Bu asır, adeta enaniyet asrıdır, “Ehl-i delalet, ene’ye binmiş, dalalet vadilerinde koşmakta” birbirlerinin enaniyetini okşamakta, ene’ler şişmekte, kalınlaşmakta, kabarmaktadır.

Halbuki, insanın gerçek büyüklüğü, enaniyetten sıyrılmakla mümkündür. Kur’an-ı Kerim, bütün iyiliklerin Allah’tan, bütün kötülüklerin nefisten olduğunu bildirir. (Nisa, 79) İnsanın nefsi ise, bu ilahi hükmün aksine meyleder. Ortada bir başarı varsa kendinden bilir, başarısızlığı kadere yükler.

Kamil insanlar, “enaniyetsiz büyüklük” içindedirler. Büyüktürler fakat büyüklenmezler. Bütün kemâlâtın, güzelliklerin Allah’tan geldiğini, bütün noksan ve çirkinliklerin kendilerinden kaynaklandığını itiraf ederler.
Her ay memurlara maaşlarını dağıtan bir mutemedin gurura hakkı olmadığı gibi, fakirlere yardım eden bir zenginin de gurura hakkı yoktur.

İnsanın ene (ben) merkezli bir hayattan kurtulması, yüce ideallerle mümkündür. “Her işinde Cenab-ı Hakk’ın rızasını gözetmek imanın bütün gönüllere hakim olmasını istemek, ülkesinin maddî-manevî zirvelere çıkmasına çalışmak” gibi idealler, insanı ene’ye esir olmaktan, onun emrine girip etrafında dönmekten kurtarır. Böyle yüce ideallerden mahrum yaşayanlar ise, “ben” merkezli bir hayat yaşamaktan kurtulamazlar. Bediüzzaman’ın Lemaat’taki ifadesiyle:
“Bir gaye-i hayal olmazsa, yahut nisyan basarsa, ya tenasi edilse; elbette zihinler enelere dönerler, etrafında gezerler.”

Bak: Gaye-i hayal

OKUNMA: 4508

Sorularla Risale