Ana Sayfa

Sorularla Risale

VEHHÂBÎLİK

Arap Yarımadası’nda, Necid bölgesinde Muhammed bin Abdilvehhab (1703-1792) tarafından kurulan bir mezheptir. Bugün Suudi Arabistan’da etkili durumdadır. Mısır, Hindistan, Afrika ve diğer bazı İslâm ülkelerinde de taraftarları vardır.

Necid bölgesi İslâm tarihinde çeşitli görüş ve inançlara sahne oldu (bk. Necid maddesi). Meselâ Hz. Peygamber (a.s.m.) daha hayattayken, peygamberlik iddia eden bir yalancı olan Müseylimetü’l-Kezzâb ve Hâricilerin hâfızları ve ileri gelenleri bu bölgeden çıktılar (bk. Hâricîler maddesi). Hz. Ali (r.a.) ile giriştikleri savaşta öldürülmüşlerdir.

“Vehhâbî” ismi, kurucusunun hayatında muhalifleri tarafından verilmiştir. Aralarında bir çok noktadan benzerlik dolayısıyla “Haricilik” hareketinin uzantısı olarak değerlendirilmektedir. Ancak Vehhâbîler kendilerine “Muvahhidûn” derler ve kendilerini ibn-i Teymiye’nin (bk. İbni Teymiyye maddesi) açıkladığı şekilde Hanbelî Mezhebini devam ettiren Sünnîler” olarak görürler ve “Biz itikatta Selef, amelde de daha çok Hanbelî mezhebindeniz” şeklinde tanımlarlar.

Vehhâbîler, Kur’ân ve Sünnete çok önem verirler ve namaz konusunda da titiz davranırlar. Ancak Kur’ân ve Sünnet dışında hiçbir kaynağa itibar etmezler, âyet ve hadisleri sadece zahirî mânâlarına göre yorumlarlar. Kanun koyma veya hükümleri çıkarmada akla ve yoruma yer vermezler. Vehhâbîlik sisteminin kurucusu olan Muhammed bin Abdilvehhab’ın görüşlerinin temelini tevhid anlayışı teşkil eder. Şirk, bid’at, şefaat ve benzeri konulardaki görüşlerinin hepsi onun tevhid anlayışına paralel olarak şekillenmiştir. Ona göre: “Tevhid; kalb, lisan ve amelle olmalıdır. Bunlardan birisi eksik olursa, insan Müslüman olamaz.” Böylece Haricîler gibi ameli imandan bir cüz’ saymıştır. Yani namaz, oruç, hac ve benzeri emirleri yerine getirmemek küfürdür; kâfirlerin ise mal ve kanları helâldir.

Muhammed bin Abdilvehhab’a göre “Allah’ın kitabı ve Resulünün sünnetinde olmayan bir şeyi ortaya koyan mel’undur, koyduğu şey reddededilir.” En korkunç ve hattâ şirk olarak gördüğü bid’atların başında mezarlar, türbeler ve bunların ziyaretleri gelir. Zira bütün bunlar kişinin kendisi ile Allah arasına vasıta koyması demektir (tevessül). Bu ise küfürdür.

Vehhâbîler, Kur’ân ve Sünnet dışındaki her şeyi bid’at kabul ettikleri için, bid’atlara kapılmış olanlarla savaşmanın “Kur’ân’ın bir emri” olduğu inancını taşırlar. Bunun doğal neticesi olarak da bid’atçı zannettikleri Müslümanlara kılıç kullanmaktan çekinmemişlerdir. En şiddetli düşmanlığı da Ehl-i Beyte karşı göstermişlerdir.

Osmanlı Padişahı İkinci Mahmut döneminde Mısır valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa 1812-1813 yıllarında Medine, Mekke ve Taif, Vehhâbîlerden arındırıldı. 1819’da Kavalalı’nın komutanı İbrahim Paşa tarafından yakalanan Suûdî ailesi idam edildi ve böylece Vehhâbîliğin ilk dönemi kapandı. Ancak daha sonra İngiliz Hükümetinin desteğini alan Vehhabîler, yeni kurulan Suudi Arabistan devletinde etkili oldular. Nitekim 1918 yılı sonlarında Osmanlıların Medîne’den çekilmelerinin ardından, Mekke ve Medine gibi mukaddes bölgeler İngilizlerin desteğiyle Vehhâbîlerin kontrolüne geçti.

OKUNMA: 4059

Sorularla Risale